Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

TÜRKİYE'DE MİLLİYETÇİLİK RÜZGARLARI NEDEN GÜÇLENDİ-I

 

Milliyetçilik ideolojisi üzerinde araştırma yapanların genellikle gözden kaçırdıkları nokta, "geç milliyetçiliğin" çoğu zaman bir "tepki" olarak güçlendiği konusudur.

"Geç milliyetçilikten" kastım, Endüstri Devrimi sırasında ve hemen sonrasında, Ondokuzuncu Yüzyılda oluşan milliyetçilik akımlarını izleyen dönemde, yani genellikle Yirminci Yüzyılda ortaya çıkan milliyetçilikler.

Endüstri Devrimi'nden sonra, fabrika üretiminin ortak çalışma ile yapılması zorunluluğu, hammadde sağlanması ve üretilen malların satılabilmesi için ortak bir pazar bulunması gereği, ortak dil bilincini, ortak bir hukuğu ve bütün bunları düzenleyecek ortak bir siyasal otoriteyi gerektirdiğinden, milliyetçilik ideolojisi, adeta kendiliğinden oluşmuş, ulus devlet uygulamaları da bu "adeta kendiliğinden" oluşan milliyetçilik ideolojisine koşut olarak güçlenmiştir.

Batı sömürgeciliği, Endüstri Devrimi'nden sonra güçlenerek sürerken, sömürgeci ülkeler ister istemez, sömürdükleri ülkelere kendi kültürlerini ve ideolojilerini de götürmüşler, böylece pek çok yerde, "sömürgecilik", diyalektik olarak geç milliyetçiliğin de tohumlarını atmıştır.

Osmanlı-Türk siyasal çizgisinde "milliyetçilik akımlarının" gelişmesi, imparatorluğun özellikle Hıristiyan ümmetlerinin (ki Osmanlı bunlara "millet" diyordu) öncülüğünde oldu ve özellikle Balkanlarda ortaya çıkan Yunan Milliyetçiliği, Bulgar Milliyetçiliği gibi bağımsızlıkçı milliyetçilik hareketleri imparatorluğun sonunu getirdi.

Bu açıdan "Türk milliyetçiliği", hem Osmanlı İmparatorluğu açısından hem de genel insanlık tarihi açısından "gecikmiş bir milliyetçilik" hareketidir; zaten imparatorluk milliyetçilik akımlarını doğuran Endüstri Devrimi'ni kaçırmış olduğu için, böyle olması da doğaldır.

Sonuç olarak, ilk tohumları Batı dünyasından gelen "Türk Milliyetçiliği", ülkeyi işgal eden düşman güçlerine karşı verilen bir Kurtuluş Savaşı'nın üzerinde yükselmiştir.

Yani Türk Milliyetçiliği tarihsel açıdan, Endüstri Devrimi'nin doğal bir sonucu olarak "adeta kendiliğinden" gelişen bir milliyetçilik değildir; düşman işgaline karşı verilen bir Bağımsızlık Savaşı'nın tepkisel kökleri üzerinde yükselmiştir.

İlginç olan nokta, Mustafa Kemal Atatürk'ün, ırkçılığın ve faşizmin yükseliş dönemine rastlamasına karşın, Türk milliyetçiliğini, saldırgan ve ırkçı bir biçimde değil, adalete dayalı, eşitlikçi bir yaklaşımla ele almış olmasıdır.

Yani Türkiye Cumhuriyeti ve Türkler, kendilerini öteki devletlerden ve milletlerden üstün görmezler, onlarla eşit ve adil haklar isterler; Atatürk Türkiye'sinin "Milli Eğitim stratejisinin" ürettiği "demokratik bir milliyetçiliktir" bu.

Tabii bütün toplumlarda olduğu gibi Türkiye'de de ideolojiler, siyasal akımlar haline dönüştüğünden, aşırı milliyetçilik de terör eylemlerine yol açacak kadar etkili olabilmiştir.

Türkiye, Nazi Almanyası'ndaki gibi faşist bir cinayet çılgınlığı dönemi geçirmemiştir ama, 12 Eylül 1980 öncesindeki sağ-sol çatışmalarında, kafatasçılığın, yani aşırı milliyetçiliğin, veya faşizmin, ya da onların deyimiyle "ülkücülüğün" kanlı cinayetlerinin egemen olduğu bir trajediyi yaşamıştır.

Dolayısıyla, kamuoyu, goşist ideolojilere olduğu kadar faşist ideolojilere karşı da duyarlılığını korumaktadır.

İşte bu duyarlılıkların henüz unutulmadığı bir toplumda kökleri adil ve eşitlikçi anlayışa dayanan "demokratik bir milliyetçilik" ideolojisi şimdi birdenbire yeniden bir tehlike olarak nasıl ön plana çıkıverdi?

"Ulusal bir tepki", nasıl birdenbire, "faşizan tehditleri anımsatan" bir nitelik kazandı?

Gerçekten böyle bir tehdit, böyle bir tehlike var mı?

Milliyetçilik, dincilikle birleşerek faşizme mi dönüşüyor?

Yoksa biz "normal bir yurtseverlik tepkisini", "demokratik ve çağdaş bir milliyetçilik anlayışını", "faşist milliyetçilik" diye niteleyip, karalayarak, ulus devlet kavramının altını oymaya devam mı ediyoruz?

Bütün bu süreçte Kürt milliyetçiliğinin, AB'nin ve ABD'nin rolü nedir?

Yanıtların irdelenmesi haftaya.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 22 Nisan 2019

Valid HTML 4.01 Transitional