Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

İMAM-HATİP FORMASYONUYLA TREN İŞLETMEYE KALKARSANIZ...

 

22 Temmuz 2004 gecesi Sakarya yakınlarında meydana gelen, 37 kişinin öldüğü 81 kişinin yararlandığı tren kazasını iyi irdelemek gerek.

Konu, rayların yetersizliğinden ya da yapılan hızdan çok daha derin nedenlere bağlı.

Gerek siyasal iktidarın adeta Cumhuriyet yönetimiyle hesaplaşması biçiminde başlatılan, gerekse bilim insanları tarafından yapılan bütün uyarılara karşın devam ettirilen proje ve bu projenin felaketle biten sonu, şu anda Türkiye'yi yönetmekte olan kadroların "dünya görüşünü", "formasyonunu" yansıtması bakımından çok daha ciddi tehlikeleri işaret ediyor.

Sorun, "İmam-Hatip eğitimi" yani "din formasyonu" almış kişilerin denetiminde olan bir siyasal partinin yönetici kadrolarının, dünyaya, ülkeye, topluma, olaylara ve olgulara bakış biçimiyle ilgili.

En sorumlu kişilerden birinin ağzından "Her şey Allah'tan..." biçiminde ifadesini bulan bu görüş hepimizin yaşamını tehdit eder hale geldi.

Bu nedenle de 21, yüzyıl Türkiyesi için, başta iktidarın denetiminde olan uçak ulaşımı gibi teknik konulardan, "kamusal alan tanımı" gibi hukuksal ve siyasal konulara kadar pek çok yaşamsal alan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için artık güvenli değil.

24 Temmuz Cumartesi günkü gazetelerde bu konuda pek çok yazı çıktı.

Bunlardan iki tanesi, İlhan Selçuk ve Ertuğrul Özkök tarafından yazılanlar, benim burada söylemek istediklerimi pek güzel ifade ettiği için bu yazılardan birer alıntı yapacağım.

Hürriyet gazetesinde Ertuğrul Özkök, bu kazanın ardındaki asıl neden olan, iktidarın "dine dayalı" dünya görüşüne ilişkin kadrolaşması konusunda, "Allah Sizin Suç Ortağınız Olamaz" başlıklı yazısında şöyle diyor:

"Ben de kabahatliyim.

Bütün bunlara bakınca bir gazeteci olarak aylardır bir görevimi yerine getirmediğimi görüyorum.

Kadrolaşma iddialarına değinmek...

Ben bütün kariyerim boyunca, belli bir göreve gelen insanların, arzu ettiği kadrolarla çalışma özgürlüğü olması gerektiğine inandım.

Ama bu arzunun mutlaka liyakat ve hakkaniyete uygun olması gerekir.

Sadece arkadaşlık, hemşerilik, "eski hukuku bulunmak", "dava arkadaşlığı", "aynı cami cemaatine mensup olmak" veya "biraderlik" gibi sübjektif yakınlıklara bağlı olmasının sakıncalarına inandım.

Şimdi bu kazaya bakınca, keşke bu düşüncelerimi daha önce yazsaydım diye hayıflanıyorum."

Özkök yazısını şöyle bitiriyor:

"Bir kere daha anlıyorum ki, iş hayatında, devlet görevinde veya siyasette liyakata dayalı olmayan tayin uygulaması hem onu yapana, hem de ülkeye büyük zarar veriyor.

Ama en rahatsız edici olanı, göreve layık olmayan insanların yaşadıkları ilk büyük krizde, bir saniye bile düşünmeden sorumluluğu Allah'a emanet etmeleri.

İşte böyle anlarda benim içimden de aynı şeyi haykırmak geliyor:

'Allah sizin suç ortağınız olamaz...'"

Peki, din formasyonu almış kişiler tarafından oluşturulan iktidarın bu görüşü Türkiye'yi nereye götürür?

Bu sorunun yanıtını da İlhan Selçuk Cumhuriyet'teki "Kırmızı Kasketli Adam..." başlıklı yazısının sonunda veriyor.

"Bir altyapı vardır

Bir de üstyapı..

Altyapı ray..

Üstyapı tren..

Tren, altyapısının doğasını hiçe sayarak uçmaya kalkıştı mı devrilir..

AKP iktidarı da laik Cumhuriyetin anayasal altyapısını hiçe sayarak uçmaya yelteniyor..

Bu gidişle 'uçtu uçtu' olmasın!"

Cumhuriyet tarihimizde toplumsal ve bireysel yaşamlarımız hiç bu denli tehdit altında olmamıştı.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional