Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

TÜRKİYE'DE VE YUNANİSTAN'DA SOLCU OLMAK

 

Geçen akşam, İlhan Selçuk, Alev Coşkun, Mustafa Balbay ve ben, uzun ve yorucu bir toplantı sonrasında, oturmuş dertleşiyoruz.

Konu tabii güncel olaylar.

Laf dönüp dolaşıp, Kıbrıs'taki referandum sonuçlarına geliyor.

Kıbrıs Türk tarafındaki halkın çoğunlukla "Evet", Rum tarafındaki halkın ise büyük bir katılım ve büyük bir çoğunlukla "Hayır" demesindeki çelişkiyi tartışıyoruz.

Ben bir ara "Türkiye'de solcu olmanın ön koşulu neredeyse Yunan dostu olmaktır, oysa Yunanistan'da tam tersi, en koyu Türk düşmanları solcular arasında çıkıyor" diyorum.

İlhan Bey, "Yazsana bunu" diyor.

Böylece kafamda şu anda okumakta olduğunuz yazı oluşuyor.

Türkiye'deki "ilericiliğin", "solculuğun", "sosyal demokratlığın" neredeyse ön koşulu olarak görülür Türk-Yunan dostluğundan yana olmak.

Buna karşılık pek çok solcu Yunan sanatçı ve yazar dostlarımız bile, konu Türkiye'ye gelince, en koyu milliyetçi, en uzlaşmaz Türk düşmanı kesilir.

Geçenlerde Türk-Yunan dostluğunun simgelerinden Zülfü Livaneli, Vatan gazetesindeki sütununda bu durumdan duyduğu düş kırıklığını anlatıyordu.

Hürriyet'te, ona yanıt niteliğinde yazdığı yazıyla Özdemir İnce, Yunan kardeşlerimizdeki Türk düşmanlığının ne denli derin olduğunu, kendi deneyimlerine dayanarak aktardı.

Özdemir İnce de en az Zülfü Livaneli kadar Yunan dostudur.

Ben de öyleyim.

Türk-Yunan dostluğunu geliştirmeyi amaçlayan Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü jürisinde yıllarca üyelik yaptım.

Neden bizler Yunan dostuyuz da Yunanistan'daki bizim benzerlerimiz Türk düşmanı?

Sanıyorum bu sorunun esas yanıtı, her iki devletin tarihe bakışındaki "yaklaşım farkından" ve vatandaşlarına verdiği eğitimlerin bu farklara dayalı olarak hemen hemen zıt bir biçimde oluşmasından kaynaklanıyor.

Türkiye Cumhuriyeti, devlet politikası olarak kimsenin toprağında gözü olmayan, İstiklal Savaşı sonrasında elinde kalan yerler üzerinde bağımsızlığını sürdürmeye çalışan barışçı bir tutum içinde.

Halkını da bu yaklaşıma uygun olarak Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesine göre eğitiyor.

Buna karşılık Yunanistan, varlığını Osmanlı İmparatorluğu'na karşı yürüttüğü savaşlara ve topraklarını da bu imparatorluktan (Türklerden) aldığı yerlere borçlu.

Eğitim sistemi de bu yaklaşıma dayalı.

Sanıyorum ulus-devlet olma stratejilerini bu "düşmanlık duyguları" üzerine kurmuşlar.

Ne diyelim:

Ünlü Türk deyişi ile "Allah kurtarsın!"

Unutmayalım ki, düşmanlık üzerine kurulu milliyetçilikler, sonunda faşizme açık aşırılıklara kayma eğilimlerini de içlerinde barındırırlar.

Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin Türk milliyetçiliği ise (topraklarını işgal edenler de dahil olmak üzere) herhangi bir düşmanlığa dayalı değildir; "çağdaş dünya toplumunu oluşturan milletler ailesinin eşit koşullu bir üyesi olma" hedefine yönelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, sadece komşularıyla olan ilişkilerinde değil, kendi içindeki ayrılıkçı etnik akımlarla mücadelede de "barışçı, eşitlikçi ve adil bir milliyetçilik anlayışı" ile davrandığı için başarıya ulaşacaktır.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional