Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

SOĞUK SAVAŞ VE TÜRBAN SORUNU-II

 

Türkiye, Soğuk Savaş çerçevesinde, 1919-1945 yıllarını kapsayan "Kuruluş" dönemini kapatıp 1945'ten itibaren "anti-komünist" stratejiye uygun olarak yeniden yapılandırılmaya başlandı.

İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki "anti-komünist" yapılanma 27 Mayıs 1960'da bir kesintiye uğradı.

Fakat bu kesinti 1965 yılında gerçekleşen ve Demokrat Parti'nin devamı niteliğinde olan Adalet Partisi iktidarı ile çabuk aşıldı ve Türkiye yeniden bütün hızıyla "Soğuk Savaş" içindeki "anti-komünist" yapılanmasını sürdürdü.

Dini inançlar aracılığıyla güçlenen Arap Emperyalizmi, siyasal ve ekonomik ilişkiler aracılığıyla güçlenen Amerikan Emperyalizmiyle birlikte, el ele, Türkiye'yi artık yeni bir aşamaya taşıyordu:

1945 yılında başlayan bu "yeniden yapılandırma süreci", 1960'ların sonuna doğru, 25 yıl boyunca süren değişimler sonucunda, artık siyasette dinci partiyi güçlendirmiş, eğitimde de İmam-Hatip çizgisinde yeterince genç öğrenci yetiştirmişti.

Böylece bu sorunu toplumsal platforma taşıyacak siyasal ve beşeri güç oluşturulmuştu.

1970'li yıllarda, ortaya çıkan terör salgınının bir parçası olarak Ankara ve İstanbul'da büyük gösterilerle kılınan "anti-komünist Cuma namazları" dinin Soğuk Savaş çizgisinde siyasallaştırılmasının en güzel örneğiydi.

1970'li yılların Soğuk Savaş politikaları, sonunda 1980 askeri darbesi ile taçlandırıldı ve "Türban sorunu" da böylece siyasal gündemimizin birinci maddesi oldu.

Soğuk Savaş politikalarının Türkiye'deki doruk noktasını oluşturan 12 Eylül 1980 darbesi, bir yandan din eğitimini Anayasaya koyarak, öte yandan İmam-Hatip mezunlarının doğrudan üniversitelere geçişini sağlayarak İslam dinini, toplumun "anti-komünist" çizgideki en önemli toplumsal denetim ögelerinden biri haline getirdi.

İşin ilginç yanı, Türkiye'deki baskıcı rejimlerin de en koyu örneklerinden birini oluşturan 12 Eylül yönetiminin, bütün bu uygulamaları, "Atatürkçülük" adına yapması ve böylece hem Atatürkçülüğü yıpratması, hem yeni Atatürk düşmanları üretmesi hem de ayrıca demokrasiye inanmış olan Atatürkçüleri de başta üniversiteler olmak üzere, toplumun bütün kesimlerinden tasfiye etmesiydi.

İşte "Türban sorunu" 1945'de Soğuk Savaş ile ortaya çıkan, meyvelerini 1960'ların sonunda vermeye başlayan ve 1970'lerden günümüze kadar güçlenerek süren bu "anti-komünist" "İslamlaştırma" sürecinin sonunda ortaya çıkan bir sorundur.

Tabii burada hemen dikkat edilmesi gereken nokta, dış dinamik ögeleriyle, iç dinamik ögeleri arasındaki etkileşimdir.

Yaptığı büyük devrimi, Köy Enstitüleri ile yani eğitim yoluyla geniş kitlelere aktarmak isteyen Türkiye'nin yolu 1945 yılında Soğuk Savaş ile kesilmiş, Soğuk Savaş ile içerde bu büyük dönüşümden rahatsız olanların ittifakı ortaya çıkmıştır.

Tabanları, endüstrileşememiş yani kentlileşememiş ve demokratikleşememiş geniş köylü kitlelerinin faşizan ve şeriatçı yaklaşımlarına dayalı olan iç dinamik ögeleri, iktidara yönelik örgütlenmelerinde, Soğuk Savaş bağlamında ortaya çıkan Amerikan ve Arap emperyalizmlerinin verdiği desteği kullanmışlardır.

İşte türban sorununun arkasında tarihsel olarak Amerikan ve Arap emperyalizmlerinden kaynaklanan dış dinamik ögeleri ile geçmiş kültüre ve köylülüğe dayalı iç dinamik ögelerinin bu büyük ve güçlü "anti-komünist" Soğuk Savaş ittifakı vardır.

Oysa Sovyetler Birliği çökünce, yani Soğuk Savaş bitince, Amerikan emperyalizmi ile Arap emperyalizmi arasındaki ittifak da anlamsızlaşmış, yalnız çökmekle kalmamış, Arap-İsrail anlaşmazlığından dolayı Amerikalılar ile Araplar arasında ilişkiler, düşmanlığa dönük bir nitelik kazanmıştır.

Amerika'nın son Irak harekatı da, bu düşmanlığı körükleyen bir eylem olarak ortaya çıkmıştır.

Bu arada Türkiye de değişmekte ve toplum endüstrileştikçe, hem köylülük hem de geçmiş kültüre bağlılığın işlevsiz sonuçları ortadan kalkmaktadır.

"Türban sorununu" kendi siyasal çıkarları için kaşıyarak sürdürenlerin bütün bu güncel ve çağdaş değişimleri iyi değerlendirmeleri gerekir diye düşünüyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional