Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

SOĞUK SAVAŞ VE TÜRBAN SORUNU-I

 

Dünya Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle yeni bir döneme girdi.

Bu yeni dönemin ardındaki güç, aslında "İletişim-Bilişim Devrimi" olarak, Sovyetler Birliği'ni çökerten süreçleri de başlatmıştı.

Sovyetler'in çökmesiyle bu devrim, daha da güçlenerek ve yaygınlaşarak dünyaya egemen oldu.

Sovyetler'in çökmesi, 1945 yılından itibaren tüm dünyayı pençesine alan "Soğuk Savaş"ı da bitirdi.

Fakat Soğuk Savaş o kadar uzun sürmüş, tüm dünyayı öylesine derinden ve yaygın biçimde etkilemişti ki, bitmesinden sonra bile, bu savaşın yarattığı alışkanlıklar, desteklediği akımlar, ürettiği ideolojik ve siyasal mücadele alanları, hâlâ etkilerini sürdürüyor.

Bugünkü dünya, bitmiş olan Soğuk Savaş ilkelerine göre biçimlenmiş, yani varlık nedenini yitirmiş ve değişmesi gereken bir dünya.

Soğuk Savaş, dünyada fiilen Berlin Duvarı'nın yıkıldığı 1989 yılında, hukuken ve siyasal olarak da Rusya, Belarusya, Ukrayna ve Bağımsız Devletler Topluluğu arasında 1991'de imzalanan anlaşma ile son buldu.

Türkiye ise Soğuk Savaş'ın temel ekseni olan "anti-komünizm" koşullanmasına o denli bağımlı hale gelmişti ki, Sovyetler'in yıkıldığını ve komünizmin artık "milli bir tehlike" olmaktan çıktığını ancak 28 Şubat 1997 tarihinde algıladı.

1945-1991 arasında bütün dünyayı biçimlendiren Soğuk Savaş, tüm dünya ile birlikte bu savaştaki taraflardan birinin, Batı Dünyası'nın "ileri karakolu" kimliği ile ortaya çıkmış olan Türkiye'yi A'dan Z'ye etkiledi, adeta Türkiye Cumhuriyeti'ne yeni bir kimlik verdi: "Anti-komünizmin yıkılmaz kalesi!"

Soğuk Savaş'ın bütün dünyada geçerli olan üç ana mücadele ekseni vardı:

Birinci olarak "silahlanma" ekseni. (Atom bombası, uzay yarışı, yıldız savaşları projesi.)

İkinci olarak "ekonomik" eksen. (Ekonomik verimliliğin yükseltilmesi.)

Üçüncü olarak "siyasal-ideolojik-kültürel" eksen. (Klasik özgürlüklere, dinci ve milliyetçi ideolojilere ve serbest rekabetin erdemlerine dayalı " anti-komünist" eksen.)

İşte bu üçüncü eksendeki savaş alanı, "Dinsiz ve milliyetsiz, bir sınıf diktatörlüğü" olduğunu öne süren Sovyetlere karşı, bütün dünyada dinci ve milliyetçi ideolojileri destekledi, örgütledi, ön plana çıkardı ve güçlendirdi.

Bu çerçevede, Hıristiyanlık ve Vatikan ile birlikte Müslümanlık ve Mekke, "anti-komünist çizgide" Soğuk Savaş'ın önemli silahları olarak önem kazandı; "Yeşil Kuşak" ile Sovyetleri abluka altına aldı, "İslam Mücahidi" Usame Bin Ladin, Afganistan'da Sovyetleri yendi.

İşte Sovyetlerin Boğazlarda üs ve ortak savunma ile Kars ve Ardahan'dan toprak isteklerinden korkarak Batı'ya katılan ve Soğuk Savaş'ın ileri karakolu konumuna gelen Türkiye bu bağlamda, 1945'ten sonra "yeniden yapılandırıldı".

Köy Enstitüleri kapatıldı, İlahiyat Fakülteleri ve İmam Hatip okulları açıldı.

Çok partili rejime geçildi, dincilik ve milliyetçilik siyasette egemen oldu, ezan Türkçe'den Arapça'ya, eğitim dili yeni Türkçe'den eski Türkçe'ye dönüştürüldü.

Bütün bu Soğuk Savaş düzenlemeleri, önce 1945-1960 arasında yapılan uygulamalarla, CHP'nin 1945'ten sonraki beş yıllık ve Demokrat Parti'nin on yıllık iktidarında kurumlaştırıldı.

"Türban sorunu"nun ortaya çıkması ise bu "kurumlaşmanın" bir eğitim süreci sonundaki ürünü olduğu için, çok daha ileri tarihlerdedir:

"Türban sorunu" 1960'lı yılların sonunda, 1970'li yılların başında Türkiye'de filiz verdi.

Haftaya devam edeceğim.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional