Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

ASKER-SİYASET İLİŞKİLERİNDE UNUTULAN NOKTALAR VIII

 

54) 28 Şubat 1997 olayının Meclis içinde, sivil politikacıların girişkenliğiyle, yumuşak bir biçimde çözülmesinin üç nedeni vardı. Birinci neden, Erbakan-Çiller koalisyonunun, seçim öncesi Çiller'in yürüttüğü kampanyaya tamamen ters bir yapı oluşuydu. Seçim kampanyası sırasında, Çiller, Refah Partisi'nin PKK'dan bile tehlikeli olduğunu öne sürmüş, Erbakan'ın iktidarının ancak kendisine verilen oylarla engellenebileceğini söylemişti. Sonradan Erbakan ile koalisyon kurarak onu Başbakan yapması hem seçmen tabanı hem de partisinin milletvekilleri arasında büyük bir rahatsızlık yaratmıştı. İkinci neden, Erbakan'ın laiklik karşıtı görüşleri ve davranışlarıydı. Bunlar halkı önemli ölçüde huzursuz etmiş, Susurluk olayını protesto ile başlayan "ışık söndürme" hareketi, şeriatçılığın protestosu haline dönüşmüştü. Üçüncü neden Cumhurbaşkanı Demirel'in devreye girerek, askerlere, olayın Mecliste çözüleceği güvencesini vermiş olmasıydı. Nitekim sorun, Çiller'in yaptıklarından rahatsızlık duyan bir grup DYP'linin partilerinden istifa ederek yeni bir koalisyona destek vermeleri yoluyla Meclis'te çözüldü.

55) Askerler, basının tutumundan, özellikle de ayrılıkçı etnik akımlara ve siyasal İslamcılara destek veren yazarlardan rahatsızdı. Bu rahatsızlıklarını 28 Şubat ortamı içinde dile getirdiler ama bu silah geri tepti, basında ünlü "andıç" olayı patlak verdi. Bazı yazarlara karşı tavır alan ve bunu yazılı olarak belirten askerlerin bu hareketi demokrasiye karşı bir darbe olarak algılandı.

56) Bu gün artık askerlerin siyasal rolüne karşı toplumda AKP hükümeti, İkinci Cumhuriyetçi yazarlar ve Avrupa Birliği arasında tam bir ittifak ortaya çıkmış görünmektedir. Bu ittifaka, Avrupa Birliği'nden yana olanların ve zaman zaman Amerika Birleşik Devletleri'nin de destek verdiği görülmektedir.

57) Türkiye'de demokrasinin henüz kurumlaşmadığını düşünenler, "Millet ne yaparsa güzel yapar" gibi Peronist bir yaklaşımın, yani Hitler'i iktidara getiren, Faşizme ve Şeriata açık bir "çoğunluğun baskısı" anlayışının, aynen Demokrat Parti döneminde olduğu gibi, her an siyasal iktidar tarafından uygulamaya konulacağından kaygı duyanlar, siyasal iktidarın sahip olduğundan kuşku duyulan şeriatçı özlemlerin karşısında tek güç (güvence) olarak orduyu gördüklerinden, bu gelişmeleri demokrasinin geleceği adına kaygıyla izlemektedir.

58) Böylece bu gün Türkiye'de "Demokrasi adına" son derece ilginç bir çelişki ortaya çıkmıştır: Şeriatçıların, etnik siyasetçilerin, Avrupa Birliği'nin ve bu üçlüye destek verenlerin iddiası, demokrasi adına ordunun siyasal rolünün bütünüyle ortadan kaldırılmasıdır. Buna katılmayan bazı çevreler, demokrasinin, çoğunluğun baskısı yoluyla şeriat düzenine kaydırılacağı kaygısıyla, yine demokrasiyi korumak adına, ordunun siyasal rolünden rahatsız değillerdir.

59) Tabii burada esas belirleyici "Demokrasi" kavramından ne anlaşıldığıdır: "Demokrasi"den, sadece milli egemenlik ve çoğunluk yönetimi anlaşılıyorsa, bu hiç kuşkusuz temel hak ve özgürlükleri göz ardı ettiği için sakat bir anlayıştır ve Türkiye'yi yine felakete sürükler. "Demokrasi"den, temel hak ve özgürlüklere dayalı, çoğunluğun da bu temel hak ve özgürlüklere tecavüz edemeyeceği laik düzen anlaşılıyorsa, o zaman bir tehlike yok demektir. Buradaki sorun, ordunun zaman zaman her iki görüşe de yatkın olan yani kendi içinde çelişen müdahalelerde bulunmuş olması, bu nedenle de bütün gruplar tarafından kuşkuyla bakılan bir siyasal tarihe sahip olmasıdır.

60) Son söz olarak, gerçek ve olgunlaşmış bir demokraside "ordunun bekçiliğine" gerek olmadığını belirtmeliyim. Gerçek bir demokraside iktidar, elindeki siyasal gücü kullanarak, rejimi ırk ya da din ekseninde saptırmaya çalışmaz, bu nedenle ordunun ona "Dur" demesine de gerek kalmaz. Demek ki sorun şurada düğümlenmektedir: İktidar gerçekten demokrasiye inanmakta mıdır? Demokrasiye uygun olarak, çeşitli inanç ve düşüncelerin laik bir yapıda birlikte yaşamasından yana mıdır, böyle mi davranmaktadır? Yoksa elindeki olanakları hem cebini doldurmak, hem de rejimin temellerini şeriata doğru kaydırmak amacıyla mı kullanmaktadır?

Ordunun siyasetteki ağırlığının geleceğini bu soruların yanıtları belirleyecektir.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional