Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

ASKER-SİYASET İLİŞKİLERİNDE UNUTULAN NOKTALAR VI

 

38) 12 Eylül 1980 darbesi esas olarak 1961 Anayasası'nı tümüyle rafa kaldırmak için yapılmıştı. Soğuk Savaş dönemine uygun olmayan 1961 Anayasası ile ülkenin yönetilemeyeceğini, en başta Türkiye'de 27 Mayıs sonrası dönemin sivil yönetim sorumlusu olan Demirel söylüyordu. Nitekim 12 Mart'daki işkencecilerin, kurbanlarını salıverirken onlara "daha sizinle işimiz bitmedi" demeleri bu bilinci yansıtıyordu. Gerçekten de 12 Mart, Soğuk Savaş taraftarlarının gözünde "Atatürkçülük" gibi "sapmalarla" yörüngesinden kaydırılmış ve bu nedenle de amacına tam ulaşamamış bir darbe niteliğine bürünmüştü. 12 Eylül'ün amacı işte 12 Mart'ta tam sonuca ulaşamamış olan bu "anti-komünist restorasyonu" tamamlamaktı.

39) 12 Eylül'ün bu uzak ve temel nedenlerini çözümlerken, yakın ve güncel nedenlerini de göz ardı etmemek gerekir: Sivil politikacılar rejimi işletmekte (belki askerlerin de isteksizliği ile birlikte) başarısız kalmışlardı. Ekonomi tam bir çıkmaza girmiş, ülkede can güvenliği kalmamış, sivil iktidar seçeneklerinin hemen hemen tümü tüketilmiş ve üstüne üstlük, güncel sorun olan, Cumhurbaşkanı seçimi de Meclis'teki geleneksel yöntemlerle sonuçlandırılamamıştı.

40) 12 Eylül öncesindeki bu "çöküntü tablosunun" ilk sorumlusu tabii ki sivil iktidarlardı. Ama askerlerin de özellikle teröre karşı alınan önlemlerde, terör olaylarında artık kendileri de açık bir taraf haline gelmiş olan sivil politikacıların emrinde en etkin ve en yetkin bir biçimde görev yapıp yapmadıkları da tartışma konusudur. Bir başka deyişle, sivil politikacıların özellikle de sağ kesimdeki radikal ögelerin ülkenin içinde bulunduğu terör çılgınlığında taraf haline gelmiş olmaları, askerleri sivil politikacılara karşı bir güvensizliğe itmiş ve bu güvensizlik askeri yöntemlerin etkinliğini azaltmıştı. Herkes de bu durumun farkındaydı. Nitekim, 12 Eylül darbesinden sonra terör eylemlerinin bıçakla kesilir gibi durması, bu durumun bir sonucu olarak algılanabilir.

41) 12 Eylül yönetimi, ülkeyi anti-komünist bir yapıda yeniden biçimlendirmek ve iktidarı sivillere devrettikten sonra da uzunca bir süre, örneğin en az on yıl, bu yeniden biçimlendirilmiş yapıda söz sahibi olmak istiyordu. Bu nedenle de yeni bir Anayasa yapma girişiminden bile önce eğitime el attı. Bir yandan üniversitelerin yapısını (özgür ve bağımsız yönetim biçimini ve bilim insanlarını tasfiye ettikten sonra) dinci ve milliyetçi personel ile yeniden biçimlendirirken, öte yandan İmam-Hatip okullarından üniversitelere doğrudan geçişi kolaylaştırıp genelleştirerek, ülkenin geleceğini belirlemek açısından en etkili önlemleri aldılar. (Bugün gerek üniversitelerimizde gerekse orta öğretimde yaşanan-türban da dahil-sorunların pek çoğunun kaynağı 12 Eylül yönetiminin bu müdahalesidir).

42) 12 Eylül Anayasası, tam anlamıyla 27 Mayıs Anayasası'nın karşıtıydı. Bir anlamda askerler, yine kendilerinin yaptırmış oldukları çok özgürlükçü bir anayasayı, çok anti-demokratik bir anayasa ile değiştirdiler. Tabii her iki anayasanın hazırlanmasında sivil "bilim insanlarının" ve kabul edilmelerinde de kamu oyunun desteği olduğu unutulmamalıdır.

43) 12 Eylül yönetiminin en önemli ideolojik özelliği, tüm baskıcı önlem ve yöntemleri Atatürkçülük adına uygulamaya koymasıydı. 12 Eylül yönetiminin bu tutumu, ülkedeki demokrat, liberal, solcu, ilerici, Kemalist ya da Atatürkçü pek çok düşünürün, yazarın Kemalizm'e ya da Atatürkçülüğe düşman olmasına yol açtı. İstiklal Marşı'nın ve Atatürk'ün nutkunun cezaevlerinde zorla okutulması, Atatürk düşmanlığını körükledi ve kurumlaştırdı. 12 Eylül yönetimi, ideolojik olarak bu günkü Atatürk düşmanlığının ve İkinci Cumhuriyetçiliğin temellerini attı, pek çok solcu ve liberal aydının, demokrasi adına, Atatürk karşıtı cephede, dinci ve şeriatçı kesimlerle ya da etnik ayrılıkçılıklarla buluşmasına yol açtı.

44) 12 Eylül yönetimi, kendi denetiminde yapılan 1983 seçimlerini, Amerikalıların da desteğiyle Özal'ın kazanmasını sağlayacak koşulları oluşturdu. Böylece Türkiye'de bir yandan ekonomik alanda dışa açılma gerçekleştirilirken, öte yandan hukuk düzeninin ve ahlâkın çöküntüsü, hortumculuk, siyaset-medya yozlaşması başladı.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional