Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

ASKER-SİYASET İLİŞKİLERİNDE UNUTULAN NOKTALAR III

 

16) Bugün Avrupa birliği tarafından anti-demokratik olarak nitelenen ve değiştirilmesi istenen Milli Güvenlik Kurulu da ilk olarak 1961 Anayasası ile oluşturulmuş bir kurumdu. Anayasaya böyle bir kurum konmasının nedeni, askerler ile siviller arasındaki kopukluğu önlemek, etkileşimi sağlamak ve bir daha 27 Mayıs müdahalesi gibi bir darbenin ortaya çıkmasını engellemekti.

17) Ne yazık ki, Milli Güvenlik Kurulu'nun varlığı ve bu kurul içindeki sivil-asker etkileşimi 1960'dan sonraki askeri darbeleri önleyemedi. Gerek 12 Mart 1971'de gerekse 12 Eylül 1980'de, askerler, hem de askeri hiyerarşi içinde yani Milli Güvenlik Kurulu üyeleri olan komutanların yönetim ve denetiminde iki darbe daha yaptılar. Bu her iki darbe sırasında da Başbakan Süleyman Demirel'di ve her iki darbe sırasında da askerler tarafındaniktidardan uzaklaştırıldı. 12 Eylül'den sonra ayrıca tutuklandı ve uzun süre siyaset yapması da yasaklandı.

18) Aslında 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri, esas olarak 27 Mayıs 1960 darbesinin sonucunda kabul edilen özgürlükçü 1961 Anayasası'na karşı yapılmıştı. 12 Mart'ta bu Anayasa önemli ölçüde sınırlanmış ve kısıtlanmış, 12 Eylül'de ise bütünüyle rafa kaldırılıp yerine baskıcı 1982 Anayasası kabul edilmişti. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin amacı, Soğuk Savaş bağlamında Batı'nın Sovyetler Birliği'ne karşı savaşında, Türkiye Cumhuriyeti'nin dinci ve milliyetçi ideolojilere uygun olarak anti-komünist bir yapıda yeniden biçimlendirilmesiydi.

19) Böylece 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri arasında, sivil politikacılar ile askerlerin etkileşimi açısından garip bir sarmal ortaya çıkmıştı: 27 Mayıs sivil politikacıların (en azından iktidarda olan Demokrat Parti'nin) demokrasiyi yozlaştırmasına ve bir diktatörlüğe çevirmesine karşı yapılmış ama ondan sonraki iki darbe bu darbenin kurduğu demokratik yapıyı ortadan kaldırmak amacıyla uygulamaya konulmuştu. Yani (darbe eyleminin doğrudan doğruya demokrasiye karşı bir yöntem olması bir yana) demokrasiyi yozlaştıran sivillere karşı, askerlerin demokrat amaçlı darbesi, askerlerin yine kendilerinin yürürlüğe koyduğu anayasayı budamak ve değiştirmek için yaptıkları anti-demokratik amaçlı darbelere yol açmıştı.

20) 27 Mayıs darbesini yapan askerlerin önünde, Demokrat Parti'nin rejimi yozlaştırmasına karşı önlemler öneren CHP'nin "İlk Hedefler Beyannamesi" adı ile yayınladığı bir anayasa modeli vardı: Senatonun kurulması ve iki meclisli sisteme geçilmesi, Anayasa Mahkemesi, muhalefet özgürlüğü, basın özgürlüğü, özerk devlet radyo ve televizyonu, işçi haklarının ve sendikacılığın geliştirilmesi, özerk üniversite, nisbi temsile dayalı seçim sistemi, Devlet Planlama Teşkilatı gibi önlemler ve kurumlar bu model ile 1961 Anayasası'na girdi.

21) 27 Mayıs, Cumhuriyet'in kuruluş dönemini anımsatıyordu: Toplum, toplumsal, siyasal ve ekonomik süreçler sonunda sağlayamadığı gelişmeler aşamasına, tepeden inme bir yöntemle sıçratılıyordu. Cumhuriyet, feodal bir toplumda, endüstriyel bir toplumun üst kurumlarını kurmuştu. 27 Mayıs ise henüz kapitalistleşmesini tamamlayamamış bir toplumda, onun bir ileri aşaması olan Sosyal Refah Devleti (laik ve demokratik sosyal hukuk devleti) modelini kuruyordu.

22) Dolayısıyla, Cumhuriyet'in benimsenmesi ve özümlenmesi nasıl çok zor ve çok sancılı olmuşsa, 27 Mayıs'ın getirdiği Sosyal Devlet'in benimsenmesi ve özümlenmesi de çok zor oldu ve belli hedefler açısından bütünüyle başarısız kaldı. Ayrıca bu "tepeden inme" modernleşme modeli ile toplumun geri kalmışlığı arasındaki çelişkilerin yarattığı sürtüşmeler ve dalgalanmalar 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin önünü açtı.

23) Cumhuriyet, ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, İsmet İnönü'nün sürdürdüğü, yek vücut bir ordu ve tek parti sistemi ile 1946'ya kadar getirilmişti. 27 Mayıs'tan sonra ise ne tek partinin ne de yek vücut bir ordunun varlığı ve desteği söz konusuydu. Tam tersine demokratik süreçler sonunda ortaya çıkmadıkları için, demokratik hak ve özgürlükleri yeterince özümleyememiş, bu hak ve özgürlüklerin başkalarının hak ve özgürlüklerini tehdit etmemesi gerektiği konusunda sorumlu ve bilinçli olmayan işçiler, politikacılar, aydınlar ve gençler, 1961 Anayasası ile kazandıkları hakları ve özgürlükleri, demokrasiyi geliştirmek için değil, ülkeyi kendi kafalarındaki modele göre yeniden ve zorla biçimlendirmek için kullanmaya kalktılar.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional