Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

İSLAM, BİR SİYASAL İDEOLOJİ OLARAK GERİLİYOR MU-IV

 

Soğukkanlı bir biçimde kendimize sormamız gereken soru, niçin Hıristiyanlığın çoktan aşmış bulunduğu "dinin kamu alanındaki egemenliği" sorununu Müslümanlığın hâlâ aşamamış olduğudur.

Bu sorunun yanıtı, din felsefesi alanında değil, siyasal gelişme alanında aranmalıdır:

Endüstri Devrimi sonrası gelişen demokrasi, kamu alanlarını inançların egemenliğinden kurtarmış, insanların, din, mezhep, ırk, milliyet ve dil farkı olmaksızın eşit kabul edildiği bir alan haline getirmiştir.

İnsanların din, dil, milliyet farklarına karşın, eşit kabul edilmeleri anlayışı kolayı erişilmiş bir aşama değildir.

Bu uğurda kanlı savaşlar yapılmış, insanlar kendi özel inançlarının genel kamu yaşamına egemen olması anlayışından kolay vazgeçmemişlerdir.

Batı uygarlığının tarihi, büyük ölçüde bu tür savaşların tarihi olarak da algılanabilir.

Sadece din, dil ve milliyet farklarının değil, temelinde kölelik anlayışının yattığı sınıfsal sömürünün hukuksal temellerinin ortadan kaldırılması bile çok kanlı olmuştur.

Örneğin bugün bütün dünyaya demokrasi götürme iddiasını taşıyan Amerika Birleşik Devletleri, köleliği kaldırmak için Ondokuzuncu Yüzyıl'ın ortalarında, yani neredeyse ancak bir yüzyıl önce, bir iç savaş geçirmiştir.

İnsanlık dinsel ve mezhepsel inançların belirlediği siyasal ve kamusal yaşam anlayışından ancak Endüstri Devrimi ve bu Devrime öncülük eden Aydınlanma süreci sonunda gelişen demokrasi ile kurtulmuştur.

Bilindiği gibi bu Devrim Batı Avrupa'da yaşanmış ve bu nedenle de demokrasi Batı'da gelişmiş, bu Devrimin dışında kalan Osmanlı İmparatorluğu parçalandıktan sonra ortaya çıkan Müslüman Devletler ise dinin siyasal ve kamusal egemenliği altında yaşamaya devam etmişlerdir.

Müslüman Devletler arasında bir tek Türkiye Cumhuriyeti laik ve demokratik bir siyasal yapı kurmuş, bu nedenle de İslam dünyasının en gelişmiş ülkesi konumuna gelmiştir.

Ama Türkiye Cumhuriyeti de bir toplumsal oluşum süreci sonunda değil, Kurtuluş Savaşı'nı kazanan liderin, Mustafa Kemal Atatürk'ün bir modernleşme projesi çerçevesinde kurulmuştur.

Zaman içinde, İslam Dünyası'nın da, Hıristiyanlığın geçirdiği Aydınlanma Devriminden etkilenmesi kaçınılmazdı.

Nitekim Türkiye Cumhuriyeti bu etkilenmenin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Tarihin bu doğal ve normal süreci bütün dünyayı etkilerken, yani bütün dinler siyasal işlevlerini yavaş yavaş kaybederlerken, bir yeni oluşum, bu süreci bir süre için de olsa tersine çevirmiştir:

1945 yılında başlayan ve 1991 yılında biten Soğuk Savaş süresince, Amerika Birleşik Devletlerinin, Sovyetler Birliği'ne karşı dinci ve milliyetçi ideolojileri bir silah olarak kullanması, en azından Soğuk Savaş döneminde Batı Dünyası diye tanımlanan ve Türkiye'nin de içinde yer aldığı dünyada, dinin ve milliyetçiliğin siyasal işlevlerini, tarihin akışına ters de olsa, güçlendirmiştir.

Sovyetler Birliği dinci ve milliyetçi siyaset anlayışlarını reddeden, sınıf esasına dayanan bir devlet niteliği taşıdığından, Amerika Birleşik Devletleri, Soğuk Savaş boyunca, silahlanma yarışına ve ekonomik rekabete ek olarak bir yandan "klasik demokrasiyi" öte yandan "dinci ve milliyetçi ideolojileri" Sovyetler Birliğini hem sıkıştırmak ve sınırlamak için hem de içinde, istikrarsızlaştırmak için kullanmıştır.

Müslümanlık, Sovyetler'in ideolojisini ve genel olarak "solculuğu" reddetmekte kullanılan araçlardan biri olmuştur.

Kuzey Afrika'nın, Orta Doğu'nun Orta Asya'nın ve Güney Doğu Asya'nın Müslüman ülkelerindeki Sovyet etkisi, "Siyasal İslam" aracılığıyla dengelenmeye çalışılmıştır.

Bu durum kaçınılmaz olarak siyasal İslam'ın zaman zaman zor da kullanan askeri bir içerik kazanmasını zorunlu kılmıştır.

İşte siyasal İslam'ın, tarihin akışına ters olarak, 1945-1991 yılları arasında gerileme yerine ilerleme kaydetmesi ve üstelik de askeri bir nitelik kazanması Amerika Birleşik Devletlerinin öncülüğündeki bir Soğuk Savaş politikasının sonucudur.

Soğuk Savaş bitince, tarihe ters düşen bu politika ve onun etkileri de son bulmuştur.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional