Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

İSLAM, BİR SİYASAL İDEOLOJİ OLARAK GERİLİYOR MU-III

 

Tarım Devrimiyle birlikte din ve gelenek siyasal iktidarın meşruiyet kaynağı olmuştu.

Bütün din-tarım imparatorluklarının yöneticileri ya kendileri ya da ataları o toprakları fethetmiş veya saray darbesi ile iktidara el koymuş olarak Allah adına hüküm sürerlerdi.

İslam imparatorluklarındaki Halifelik, Hıristiyan imparatorluklarında ise yöneticinin kilisenin de başı olması geleneği bu düzeni sürdüren esas ögeydi.

Endüstri Devrimi, siyasal iktidarın meşruiyet kaynağını, dinden ve gelenekten alıp, halka-millete verdi, "milli egemenlik" kavramını oluşturdu.

Bu oluşumun ardındaki temel güç, Tarım Devrimi'nden Endüstri Devrimi'ne geçişte, geleneksel sınıflar olan toprak ağaları-din adamları sınıfı ile köle köylü sınıfının yanında önce sermaye sınıfının, sonra da bu sınıfın yarattığı kendi karşıtı olan işçi sınıfının "modern" sınıflar olarak ortaya çıkmasıydı.

Önce sermaye sınıfı, toprak ağaları ve din adamları sınıfının yanında iktidara ortak oldu.

Sonradan işçi sınıfının güçlenmesiyle, geleneksel sınıfların yönetim gücünü tasfiye etti ve yine işçi sınıfının zorlamasıyla, Endüstri Devrimi ile ortaya çıkan "milliyetçilik" ideolojisi çerçevesinde, "halk egemenliği" ya da "milli egemenlik" kavramının gelişmesiyle, iktidarın meşruiyet kaynağını değiştirdi.

Bu durum kaçınılmaz olarak dinin siyasal işlevini de hem sınırlardı hem de kısıtladı.

Batı Avrupa'da bu gelişmeler olurken, Endüstri Devrimi'ni kaçıran Osmanlı hâlâ dinsel-geleneksel yapısını sürdürüyordu.

Dolayısıyla din, Batı'daki oluşumların aksine, Osmanlı İmparatorluğu'nda hem meşruiyet kaynağı olma, hem de kamuyu düzenleme işlevini çok daha uzun süre sürdürdü.

Gerek Birinci ve İkinci Meşrutiyet'ler gerekse Hıristiyan tebaa için verilen adli kapitülasyonlar, dinin hem meşruiyet kaynağı olma özelliğini hem de kamuyu düzenleme gücünü sınırlayıcı ve kısıtlayıcı etkiler yaptı ama iktidarın kaynağındaki temel felsefeyi ve dinin siyasal gücünü çok fazla etkilemedi.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı boyunca yaşadığı bütün güçlüklere karşın, Meclis'i açık tutması, aslında Halife-Sultan'ın, meşruiyetini dinden ve gelenekten alan siyasal gücüne karşı, meşruiyetini halktan (milletten) alan bir egemenlik anlayışına dayalı rakip bir siyasal güç oluşturmak niyetinden kaynaklanıyordu.

Halife-Sultan'ın bir İngiliz gemisi ile kaçması, Mustafa Kemal'in ekmeğine yağ sürdü; rakip siyasal güç başsız kalmıştı.

23 Nisan 1920'de Meclis'in açılması esas olarak iktidarın meşruiyet kaynağını, dinden ve gelenekten halka (millete) aktarma yolunda atılmış çok önemli bir adımdı.

Ama asıl büyük devrim, 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ve 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanı ile yaşandı:

Artık siyasal meşruiyetin kaynağı din ve gelenek değil, bütünüyle "millet" olmuştu.

Bütün bu köktenci değişme, bir endüstrileşme ve bir aydınlanma süreci sonunda değil de bir kurtuluş savaşının kazanılmasıyla elde edilen siyasal güce dayalı olarak, adeta bir anda gerçekleştirildiği için, dinin, başta kamu alanındaki egemenliği olmak üzere bütün toplumsal etkisi, olanca gücü ile sürüyordu.

İktidarın kaynağının dinden ve gelenekten, millete aktarılmasına koşut olarak yapılması gereken toplumsal ve yasal düzenlemeler, saltanatın ve hilafetin kaldırılması, medeni kanunun kabulü, eğitimin laik bir yapı altında birleştirilmesi, kıyafet kanunu gibi devrimlerle gerçekleştirildi.

Böylece sadece meşruiyet kaynağı olarak değil, kamu alanlarını ve toplumsal yaşamın öteki alanlarını düzenleyen öge olarak da dinin etkisiyle birlikte geleneksel Osmanlı-Arap-Fars kültürünün ve özellikle Arap kültür emperyalizminin egemenliğine son verilmek istendi.

Tabii bütün bu değişmeler dinin siyasal işlevini sınırladı.

İşte bugün hâlâ bir simge olarak "türban" ile sürdürülmek istenen savaş, temelde siyasal iktidarın meşruiyet kaynağına ilişkin tortu iddialarla birlikte, dinin kamusal alanlarda egemenliğine ilişkin geriye dönüş özlemlerini yansıttığı için toplumu bir bunalıma sürüklüyor.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional