Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

DÖRT ÖNEMLİ SÜREÇ

 

Herkes liderler zirvesini ve bu zirveden cıkan sonuçların hükümete ve Türkiye'nin AB politikasına nasıl yansıyacağını tartışadursun, ben bugün size çok daha temel dört önemli süreçten söz etmek istiyorum.

Çünkü değerli okurlarım, toplumsal ve siyasal olaylar öyle birdenbire ortaya çıkmaz.

Genellikle uzun süren süreçler sonunda yavaş yavaş oluşurlar.

Çağdaş ve ortak aklı ön plana çıkaran toplumlar, uzun bir zaman dilimine yayılan değişme ve gelişmeleri anında izleyip, olası sonuçlar üzerinde sürekli olarak kafa yorarlar.

Bizim toplumumuzda böyle çabalar ne yazık ki, sıcak güncel olayların geçici yorumları dışında pek görülmüyor.

Sözünü etmek istediğim süreçlerin ikisi dış, ikisi ise iç gelişme.

Bunlar kamuoyunda tek tek ele alınıp, sonuçları hakkında bazı olasılıklar da gündeme getirildi.

Ama bu dört sürecin toplamının Türkiye'nin yakın geleceğinde ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde pek fazla düşünce üretilmiş değil:

Birinci olarak, AB ülkelerindeki yabancı düşmanlığının yaygınlaşması ve ırkçılığın siyasal yükselişi dikkat çekiyor.

Böylece Avrupalı politikacıların bir bölümünün açıkça dile getirdiği "AB bir Hıristiyan birliğidir, Türkiye'nin burada ne işi var" diyen görüş, gelecekte AB içinde çok daha güçlenecek.

İkinci olarak, Clinton yönetimi döneminde Türkiye'yi kesin olarak Avrupa Birliği içinde gören Amerika Birleşik Devletlerinin, George W. Bush yönetimi döneminde, yavaş yavaş, AB dışında, tek başına kalmış bir Türkiye anlayışına doğru kaydığını gösteren belirtiler ortaya çıkıyor.

Avrupa Birliği dışında, Orta Doğu'da yalnız kalmış bir Türkiye'nin ABD tarafından çok daha rahat yönlendirilebileceği düşünülürse, bu olasılığın küreselleşmenin lideri ve jandarması ABD tarafından ciddi olarak dikkate alındığı açıkça görülebilir.

Üçüncü olarak, Başbakan Ecevit'in artık görevini etkin olarak sürdüremeyeceği açıkça ortaya çıkmış görünüyor.

Ecevit, 12 Eylül'ün sakatladığı siyasal yaşamda, ırkçı-otoriter siyasal yaklaşımlarla, liberal-sağ kesimi, demokratik solculuğunu iyice sulandırdığı kendi partisinin aracılığı ile birleştirmiş ve geçici dengeleri sağlamıştı.

Şimdi, çok yakın gelecekte bu dengelerin bozulacağı anlaşılıyor. Üstelik yeni dengelerin hangi eksende oluşacağı da pek belli değil. Ama bir nokta kesin: Bu denge bozulması, seçim erkene alınsa da alınmasa da hiç kuşkusuz, yakın gelecekte, siyasal iktidarın niteliğindeki önemli değişmeleri de gündeme getirecek.

Dördüncü olarak, Murat Karayalçın, Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP) adı altında yeni bir sosyal demokrat partinin kuruluşunu tamamladı ve siyaset sahnesindeki yerini aktif olarak aldı.

Lider sultası ve örgüt sorunlarını aşamadığı için yeni politikalar üretmekte zorlanan CHP'nin ve demokratik sol ilkelerden iyice uzaklaşmış görünen DSP'nin yarattığı boşluğu doldurma iddiasındaki yeni SHP, başarılı olursa, Baykal-Ecevit tahteravallisinde çaresizlik içinde bir o yana bir bu yana kayan sol oylar ve sandık başına gitmeyen sol seçmenler Türkiye'nin siyasal yaşamına yeniden ağırlık koyabilirler.

Böyle bir gelişme siyasal yelpazedeki ağırlıkların iktidara yansımasındaki dengeleri de hiç kuşkusuz değiştirir.

Sevgili okurlarım, işte çok kısa olarak özetlediğim bu dört süreç, yakın gelecekte hem Türkiye-AB ilişkilerini hem de iktidarın yapısını önemli ölçüde değişikliğe uğratacak.

Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkileyecek olan ilk iki değişme süreci, uluslararası platformlarda ortaya çıktığı için, Türkiye'nin iç dinamiklerini kat kat aşacak bir güce sahip.

Peki iktidarın niteliğindeki olası iç değişmeler, Türkiye-AB ilişkilerindeki bu "soğuma sürecini" görebilecek ve buna karşı önlemler alabilecek bir hükümeti ortaya çıkarabilecek mi?

Önümüzdeki belirsizlikler, gün geçtikçe, azalacağına artıyor.

"AB iyidir-kötüdür" "Ben AB'den yanayım-AB'ye karşıyım" eksenindeki öznel kavgaları bir yana bırakıp, nesnel ve somut olasılıklar üzerinde tartışsak daha verimli sonuçlar alabiliriz sanıyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional