Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

YAĞMANIN KURUMLAŞMASI III:

SİYASET

 

 

Önce "Yağma Sosyolojisine Giriş" diye bir yazı yazdım.

Sonra "Yağmanın Kurumlaşması I: Yukardan Aşağı" adlı yazıyla buna devam ettim.

Geçen hafta da "Yağmanın Kurumlaşması II: Aşağıdan Yukarı" adlı makaleyi yayımladım.

Bu yazılarımda esas olarak "Yağma Düzeni"nin Türkiye'de yarım yüzyıllık bir zaman içine kurumlaştığını, bu kurumlaşmanın hem devletin uyguladığı, özel teşebbüs yaratmaya yönelik iktisat politikalarının yozlaştırılması sonucunda yukardan aşağı, hem de kaçak inşaatlara dayalı bir kent yağmasının tüm siyasete egemen olması sonunda aşağıdan yukarı, iki sürecin birbirini pekiştirmesi yoluyla oluştuğunu ve bu nedenle sadece çok derin temellere sahip olmakla kalmayıp, çok da güçlü bir nitelik taşıdığını belirtmiştim.

Bugün "Yağmanın Kurumlaşması" sırasındaki iki sürecin, yani yukardan aşağı devlet politikasının yozlaştırılması ve aşağıdan yukarı kent topraklarının yağması süreçlerinin kesişme noktasında yer alan "siyaset" üzerinde durmak istiyorum.

"Siyaset" derken, çok partili düzene geçtiğimizden beri uygulanan siyasetten söz ediyorum.

Çünkü tek partili dönemde, gerçek anlamda bir siyasetten değil, ancak toplumun önüne tek parti tarafından konulan hedeflerden söz etmek olanaklıydı.

Çok partili siyasete geçiş, ne yazık ki sadece Türkiye'nin iç dinamiklerine bağlı olarak gelişmedi.

Tam tersine "Soğuk Savaş" Türkiye'deki çok partili düzen ile çakıştı ve dış dinamikler, iç dinamiklerden çok daha belirleyci olarak Türkiye'nin yazgısını etkiledi.

Yeni dönemde hem dinci ve milliyetçi ideolojilerin Sovyetler Birliği'ne karşı seferber edilmesi, hem de geniş köylü kitlelerinin sistemle bütünleştirilmesi hedefleri ön plana çıktı.

Bu ideolojik hedefler, birbirini destekleyen bir biçimde, "geniş köylü kitlelerinin, dinci ve milliyetçi ideolojiler çerçevesinde sistemle bütünleştirilmesi" biçimine dönüştürüldü ve tek parti döneminin alışkanlıkları ile yetişmiş bulunan Demokrat Parti yönetcilerinin elinde, rejim, "çoğunluğun baskısı" haline geldi.

Bu çerçevede "serbest seçimler", dinci ve miliyetçi yaklaşımların, "yol, köprü, baraj edebiyatı ve nurlu ufuklar hedefi" söylemleriyle (ve bir ölçüde eylemleriyle) desteklenerek, köylülerin kent topraklarını yağmalamasına izin verilmesi üzerine dayandırılan kampanyalalara dönüştü.

Böylece siyaset, yukardaki "aferist" politikacılarla, aşağıdan gelen, gözlerini yağma hırsı bürümüş insanların, dinci ve milliyetçi ideolojiler aracılığıyla buluştuğu, bütünleştiği bir platform halini aldı.

Bu oluşum, "anti-kominizm"e dayalı "Soğuk Savaş" bağlamında, dış konjonktür tarafından da desteklendi.

1950'den itibaren Demokrat Parti ile başlayan bu birleşme ve bütünleşme süreci 1965 seçimleriyle iktidara gelen AP döneminde belirginleşti, 1975 Milliyetçi Cephe dönemleriyle gelişti, 1983 ANAP dönemi ile de doruğuna ulaştı.

Böylece siyaset, "halkla bütünleşmiş izlenimi veren bir biçimde toplumsal zenginliklerimizi yağmalayarak hayat kazanma" yolu oldu: Hem liderler, hem de ulusal ve yerel siyasal kadrolar için.

İşte bugün bütün siyasal partileri pençesine almış görünen, Temizel'in ve Tantan'ın başını yiyen, Ahmet Necdet Sezer'i yıpratmaya çalışan düzen budur ve gücünü yarım yüzyıllık bir oluşumun sonunda toplumun bütün hücrelerine nüfuz etmiş olmasından almaktadır.

 

 

 


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional