Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

 

 

TARİHİ KİMLER SAPTIRIR, NİÇİN?

 

 

Tarih genellikle, kendi rejimlerini "tarihe aykırı" bir biçimde kurmak isteyen otoriter yönetimler tarafından saptırılır.

Bu çabanın en güzel eleştirisi George Orwell'in "1984" adlı yapıtında görülür.

Bizde ise, "resmi tarihe" yapılan saldırılar bu genel gözleme dayandırılmaya çalışılır ama, yeni Türkiye'nin kuruluş çabaları çerçevesinde, özellikle de bilimin gelişmesine verilen destek sayesinde "resmi tarih", bazı eksikleri olmakla birlikte önemli ölçüde "saptırılmış" bir nitelik taşımadığı için, son yıllarda tarihimizin, bütün öteki ülkelerde de görüldüğü gibi, dinci ve milliyetçi çizgilerde saptırılma çabaları daha ön plana çıkmıştır.

Son günlerde, 14 Mayıs 1950 ve 19 Mayıs 1919 tarihlerinin yıldönümleri dolayısıyla, Menderes ve Atatürk tartışmaları yeniden gündeme gelmiştir.

Günümüzdeki bazı politikacılar Türkiye'nin önündeki en büyük "demokratikleşme fırsatını" çöpe atarak, ülkeyi yıllarca geriye götürmüş olan Menderes'e, "demokrasi şehidi" demekte, ya da bazı yazarlarımız onu "demokrasi kahramanı" ilan edebilmektedirler.

Demokrat Parti, Cumhuriyeti kuran "İhtilalci Parti"nin yani CHP'nin, "çok partili düzene" geçme kararı ile yapılan genel seçimler sonucunda iktidara gelmiştir.

Bu nedenle, Demokrat Parti'nin kendisini iktidara getiren "demokratik" süreçleri desteklemesi ve geliştirmesi beklenirken, Menderes yani Demokrat Parti tam tersi bir sürecin altına imzasını atmış, sendikal hakları geliştirmemiş, düşüncenin ve özellikle de solun üzerindeki baskıları yoğunlaştırmış, CHP'nin mallarına el koymuş, üniversitelerin yönetimine karışmış, basını kendisine bağlı bir borazan haline getirmek istemiş, buna uymayan gazetecileri hapse atmış, kendisine oy vermeyen seçmenleri cezalandırmak için Kırşehir'i, ilden, ilçeye dönüştürmüş, en önemlisi de demokrasilerin olmazsa olmaz koşulu olan "muhalefet hakkını" sınırlamış ve kısıtlamıştır.

Demokrat Parti'nin on yıllık bir sürece yayılan, bu "muhalefete tahammülsüzlük" davranışı, 1960 yılı Nisan ayında Mecliste kurulan "Tahkikat Komisyonu" ile bir "sivil darbeye" dönüşmüştür.

"Tahkikat Komisyonu"nun kurulması tam sivil bir darbedir: 15 milletvekilinden oluşan bu komisyona, hem askeri hem sivil yargılama yetkileri verilmiş, komisyon ayrıca hem savcı hem yargıç görevleriyle donatılmıştır.

Görevi de "Muhalefetin rejim aleyhtarı faaliyetlerini saptamaktır".

Demokrat Parti bu komisyon aracılığı ile CHP'yi kapatacak ve genel seçimlere ondan sonra, "muhalefetsiz" olarak gidecektir.

27 Mayıs darbesi bir anlık bir olay değil, Demokrat Parti'nin uyguladığı on yıllık bir "demokrasinin yozlaştırılması" sürecine karşı, ordunun, aydınların ve özellikle de üniversitenin desteğiyle verdiği demokratik bir tepkidir.

"Siz isterseniz, Hilafeti bile getirirsiniz", "odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm", "kara cüppeliler", "Battal Gazi Ordusu" sözleri, demokrasi adına şeyhlerin elini öpen Menderes'in demokrasi anlayışının veciz ifadeleridir.

Dinci ve milliyetçi kardeşlerimiz, poltikacılarımız, "İkinci Cumhuriyetçi" romancılarımız, yazarlarımız ve düşünürlerimiz, tarihi, ideolojileri açısından saptırmaya kalkışmazlarsa, kamuoyunda daha saygın bir noktaya gelebilirler diye düşünüyorum.

 

 

 

 

 

 


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional