Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

 

SOĞUK SAVAŞ VE POSTMODERNİZM

 

 

 

İkinci Dünya Savaşı biterken, faşizm yenilmişti ama Dünya, Doğu ve Batı Blokları olarak iki parçaya bölünmüştü ve yeni bir savaş başıyordu: Soğuk Savaş.

Birleşik Amerika, bu yeni savaştaki yerini, Hiroşima ve Nagazaki'ye attığı atom bombalarıyla gücünü göstererek almıştı.

Soğuk Savaş, bir yandan silah teknolojisine dayalı, öte yandan ideolojik, siyasal ve kültürel propagandayla beslenen bir platformda yürütülüyordu.

Her iki dünya da, birbirlerini silah üstünlüğü ile tehdit ederken, dünya kamuoyunu, kendi kültürel, siyasal ve ideolojik sistemlerinin "daha iyi olduğuna" ikna etmeye çalışıyorlardı.

Batı Dünyası bir yandan üstün ekonomik ve teknolojik gücünü kanıtlamaya çalışırken, öte yandan klasik hürriyetler üzerine dayalı bir propagandaya ağırlık veriyordu.

Buna karşılık Sovyetler Birliği de, hem ağır endüstriye dayalı bir kalkınma gerçekleştiriyor, hem buna dayalı silah teknolojisi ile "dehşet dengesi" içindeki yerini pekiştiriyor, hem de klasik özgürlüklere karşı, ekonomik özgürlüklerin ve sosyal güvenliğin önemini vurgulayarak, üzerini örttüğü klasik insan haklarının yerine yeni bir değerler sistemi oluşturmaya çalışıyordu.

Bu arada, Lenin'in, Marx'ın görüşlerini tersine çevirerek başlattığı Sovyet deneyimi, Stalinist uygulamalarla tamamen farklı bir yöne, kanlı bir diktatörlüğe dönüşmüştü.

Hem doğanın hem de toplumun işleyişine aykırı olan Stalinist uygulamalar ne yazık ki Lisenko adlı bir tarım bilgininin, çevre koşullarını etkileyerek buğdaydan çavdar tohumu elde etme deneyleri gibi saçmalıklara da yol açtı ve Sovyet ekonomisi uzun yıllar tarımdaki bu fiyaskonun bedelini ödedi.

Soğuk Savaş bir yandan silahların geliştirilmesine dayalı bir "dehşet dengesinin" tırmanarak güçlenmesine yol açarken, öte yandan da "kimin düzeni daha âdil", "hangi düzende insanlar daha mutlu", "hangi sistem insanlığın gelişmesine ve ilerlemesine daha uygun" gibi hem pratikte önemli olan, hem de felsefi boyutlar taşıyan soruları dünya gündemine oturttu.

Bu soruların yanıtları aranırken, dinci ve milliyetçi ideolojiler yeniden önem kazandı.

Sovyetler Birliği'nin dindarlığa ve milliyetçiliğe karşı tavır alan, sınıfsal farklılıkları ise zorla yoketmek isteyen uygulamalarına karşı A.B.D.'nin liderliğindeki Batı dünyası, ideolojik düzeyde dinci ve milliyetçi ideolojilere destek vererek Sovyetleri sıkıştırmaya çalıştı.

İşte tam bu noktada Batı, özelikle de Batı felsefesi tam bir açmazla karşılaştı:

Batı, bulunduğu uygarlık aşamasına, dinin bilimsel düşünceyi engelleyen egemenliğini kırarak ve milliyetçiliğin insan doğasına aykırı olan faşist uygulamalarını mağlup ederek ulaşmıştı.

Şimdi uygarlığın gelişmesindeki en büyük engeller olan dinci ve milliyetçi ideolojilere nasıl geri dönecek, bunları en büyük düşmanı olan Sovyetler Birliği'ne karşı nasıl kullanacaktı?

Yanıt postmodernizm ile geldi.

Postmodernizm bir yandan "bireyin tekil olarak ve inançlarına uygun biçimde saptırararak algıladığı gerçeğin" esas gerçek olduğu, bunun dışında "bireylerden bağımsız bir dış gerçeklik, bir dış sistem olmadığı" anlayışı ile, batının "bireysel özgürlükler" felsefesi ile bütünleştirildi, öte yandan bu anlayış, bilimsel ve teknolojik çalışmaların dışına taşınarak, sadece sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlarda "ideolojik bir paradigma" olarak sınırlandırılmaya ve böylece Sovyetler Birliği'ne karşı sadece ideolojik bir silah olarak kullanılmaya çalışıldı.

İşte postmodernizmin bu özelliği Ergin Yıldızoğlu gibi değerli bazı yazarların, bu akımı, sanat, edebiyat ve felsefe dünyasında da suçlamasına yol açtı.

Şimdi Sovyetler Birliği çökmüş olduğuna göre, bir süre sonra postmodernist akımların da zayıfladığını ve tarih içindeki yerlerini almaya başladığını göreceğiz.

Tabii insanlığın kültür birikimi yaşanmış olayları yok sayamayacağı için, bu akımların kalıcı yanları da "insanlık tarihinin" bir parçası olarak, hatta güncel serpintilerini de sürdürerek, var olmaya devam edecekler.

Postmodernist yaklaşımların, ölümden sonraki yaşam, ruhlar alemi, uzaylılar gibi konulardaki etkinliklerinin süreceğini görmek için kâhin olmaya gerek yok.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional