Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 
DIŞ DİNAMİKTE İKİ DÖNÜM NOKTASI

 
 




Türkiye için yapılan çözümlemeler genellikle iç dinamik ögeleri üzerine dayandırılır.

Dış dinamik ögeleri ise son derece kaba bir biçimde "kahrolsun emperyalizm" ya da "kahrolsun komünizm" sloganları çerçevesinde her türlü aklıcı çözümlemeyi baştan engelleyen bir toptancılıkla ele alınır ve dolayısıyla önemli belirleyiciler gözden kaçırılır.

21. Yüzyıl'a girdiğimiz şu günlerde, biri biraz uzak biri de yakın bir geçmişe ilişkin iki örnekle, okurlarımın dikkatlerini "dış dinamik ögelerine" çekmek istiyorum.

Çünkü içinde yaşadığımız dünyayı iyi değerlendiremezsek, "iç dinamik ögelerine" dayalı çözümlemelerimiz eksik kalır, örneğin bugünkü iktidarın çelişik gibi görünen pek çok tasarrufunu sistematik bir çerçevede algılamamız olanaksızlaşır.

Önce 20'inci Yüzyıl'a damgasını vuran en önemli olayın Sovyetler Birliği'nin kuruluşu ve çöküşü olduğunu anımsayalım:

Yirminci Yüzyıl dünya tarihinin aslında bir Sovyet-Amerikan çatışması biçiminde çözümlenmesi hiç de yanlış olmaz.

Türkiye'nin Yirminci Yüzyıl'daki kaderi de Sovyetler Birliği'nin kuruluş ve çöküşünden büyük ölçüde etkilenmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün büyüklüğü de buradadır:

Çağına ve Rusya'da olup bitenlere doğru teşhisler koyarak kurduğu (içi hem ekonomik, hem toplumsal, hem de kültürel olarak boş olan) Türkiye Cumhuriyeti, kuramsal temelleri doğru atıldığı için, Sovyetlerin çöküşünden sonra bile varlığını sürdürmektedir.

Bu yazıda, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş öyküsüne ve Yirminci Yüzyıl'daki tüm serüvenlerine girecek değilim.

Sadece, genellikle tarihçilerin ve siyaset bilimcilerinin gözden kaçırdıkları "dış dinamik ögeleri olarak" Sovyetler Birliği ve Soğuk Savaş üzerinde durmak ve iki simgesel dönüşüm tarihini vurgulamak istiyorum:

14 Mayıs 1950 ve 28 Şubat 1997 tarihleri, Türkiye için dış dinamiğin önemini vurgulayan iki simgesel dönüşüm noktasıdır.

14 Mayıs 1950, Türkiye'de artık bütün olup bitenlerin "Soğuk Savaş" mantığı çerçevesinde biçimlendiği bir dönemin simgesel başlangıcıdır.

"Simgesel başlangıcıdır" diyorum, çünkü sürecin asıl başlama tarihi 1945 yılı, yani İkinci Dünya Savaşı'nın bittiği, Soğuk Savaş'ın başladığı ve Sovyetlerin Türkiye'den üs ve toprak isteklerini seslendirdikleri yıldır.

Ama ben Demokrat Parti'nin seçimleri kazanarak iktidara geldiği tarihi simge olarak kabul ettim.

Çünkü bu tarihten sonra (aslında İnönü döneminde başlamış olan) iç dinamik ve dış dinamik ögeleri arasında tam bir çakışma, tabir caiz ise, "iç dinamiğin, dış dinamiğe yani anti-komünizme, dinci milliyetçi çizgilerde tam teslimiyeti" görülür.

Bu gerçek algılanmadığı, dinci ve milliyetçi ideolojilerin, bir "Soğuk Savaş stratejisi olarak" Sovyetler Birliği'ne karşı "dünya çapında", "anti-komünist" bir yaklaşımla kullanıldığı gözden kaçırıldığı takdirde 1950'den sonra (aslında 1945'den sonra) Türkiye'de olup bitenleri doğru teşhis etmek olanaksızdır.

28 Şubat 1997 ise, artık Sovyetler Birliği yıkılmış olduğu için Türkiye'de de "anti-komünizmin bittiğinin" ilan edildiği simgesel bir tarihtir.

Aslında bu da simgesel bir tarihtir, çünkü asıl süreç, Berlin Duvarı'nın yıkıldığı 1989 yılında başlamıştır.

Nasıl 1950'den sonra "Soğuk Savaş stratejileri" dışlanarak Türkiye'de olup bitenleri çözümlemek olanaksızsa, 1997'den sonra da ülkemizde olup bitenleri, "dünyada Soğuk Savaşın sona erdiği" algılanmadan anlayabilmek olanaksızdır.

İşin ilginç tarafı Türkiye, "Soğuk Savaş" mantığı çerçevesinde "anti komünizme" yani dinci ve milliyetçi ideolojilere, yarım yüzyıl boyunca o denli büyük toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik yatırımlar yapmıştır ki, bugün bunları aşarak, toplumu "özgürleştirmek ve demokratikleştirmek" son derece zor olmaktadır.

Birbiriyle hiç ilgisi yok gibi gözüken türban olayını da, 28 Şubat bildirisinin son maddesinin Avrupa Birliğine girme konusunda olduğunun bütün çevrelerce unutularak, askerlerin Avrupa Birliği'ne karşı oldukları yargısının yaygın biçimde pompalanmasını da, enerji yolsuzluğu üzerinden başlayan garip "darbe" tartışmalarını da ancak bu "dış dinamikteki dönüm noktaları" yaklaşımıyla anlayabiliriz.

Haftaya: "Soğuk Savaş ve Postmodernizm".
 
 
 
 
 
 


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional