Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 
ATATÜRKÇÜLERİ ÖLDÜRENLER

VE ATATÜRKÇÜLÜĞE SALDIRANLAR





Geçen hafta, 62'inci ölüm yıldönümünde Atatürk'ü andık.

Bu anma günü dolayısıyla değerli okurlarıma iki sistematik görüş sunmak istiyorum:

Bunların birincisi iki ayrı cinayet dalgasının varlığı, ikincisi de Atatürkçülüğe yapılan saldırıların genişlemesine yol açan asıl sorumluların kimliği.

1970'li yılların sonuna doğru başlayan birinci cinayet dalgasında, pek çok Atatürkçü öldürüldü.

Bu cinayetlerin temel mantığı "Soğuk Savaşın Türkiye'ye yansıması" çerçevesindeki "sağ-sol çatışması" idi.

Atatürkçülere yönelik cinayetler ne yazık ki, 1980 darbesinden sonra da durmadı.

Hatta tam tersine şiddetlendi bile denilebilir:

Bu ikinci cinayet dalgasında, eskiden "solcu" ya da "demokrat" oldukları için öldürüldükleri öne sürülen aydınlar ve bilim insanları bu kez, doğrudan doğruya Atatürkçü oldukları için katledilmeye başlandılar.

Aralarında Doğan Öz, Bedrettin Cömert, Bedri Karafakioğlu, Abdi İpekçi, Ümit Doğanay, Cavit Orhan Tütengil ve Ümit Kaftancıoğlu gibi aydınların bulunduğu ilk dalgadaki öldürülme olayları 1980 yılında son buluyor.

Tam on yıl boyunca cinayet yok.

İkinci dalgadaki cinayetler, 1990 yılında 31 Ocak'ta Prof. Muammer Aksoy'un öldürülmesiyle yeniden başlıyor.

Aksoy'un ardından 1990 yılında sırasıyla, Çetin Emeç, Turan Dursun, Doç. Bahriye Üçok öldürülüyor.

1993 yılında Uğur Mumcu, daha bir yıl önce 1999 yılında da Prof. Ahmet Taner Kışlalı öldürülüyor.

Cinayet tarihleriyle açıkça görülen bu "iki ayrı cinayet dalgasının" varlığı Ahmet Taner Kışlalı cinayetinin sanıkları yakalandıktan sonra daha belirgin olarak ortaya çıktı.

1990'lı yıllara damgasını vuran cinayetler, Türkiye'deki siyasal iktidarların gözleri önünde, komşu bir ülkenin desteklediği şeriatçı örgütlerin işi olarak tezgahlanmıştı.

Bu yeni cinayet dalgasının arkasında hem komşumuzun "rejim ihraç planı" hem de Özal'ın yarattığı yeni "siyasal ve kültürel ortam" vardı.

Bu iki öge, artık bitmiş olan "Soğuk Savaş" ekseninde bütünleştirilmek istendi, ama uluslararası konjonktür buna izin vermedi, 28 Şubat'ın değiştirdiği ortamda, cinayetler çözüldü.

Şimdi gelelim ikinci noktaya:

Bence Atatürkçülüğe saldıranlar arasında asıl tehlikeli olanlar şeriatçılar değildir.

Çünkü kamuoyu zaten şeriatçı cepheyi bilmekte, tanımaktadır. Devletin doğrudan desteği olmadıkça onların propagandalarından da çok etkilenmez.

Atatürkçüğe asıl büyük zarar verenler, ülkeyi yönetirken, anti-demokratik uygulamaları, hukuk devletinden sapmaları, soygunları ve hatta Atatürk'ün kişisel vasiyetine aykırı yasaları Atatürkçülük maskesi ile gerçekleştirenler, pek çok aydını, yazarı ve düşünürü, yalnız bu nedenden dolayı Atatürkçülükten soğutanlardır.

Özal döneminde, Atatürkçülüğe saldıran cephe, şeriatçıların yanında, "İkinci Cumhuriyetçi" denilen bir grup aydın, yazar ve düşünür tarafından güçlendirildi ve genişletildi.

Bunların önemli bir bölümü "eski" solcu olan kişilerdi.

Bunlar belki "eskiden" de Atatürk'ü eleştiriyorlardı ama son dönemde bu "eleştiri" bir "saldırı" niteliğine büründü ve böylece "şeriatçı cephe" güçlü bir müttefik kazandı.

Bence bu konudaki asıl sorumlu, "İkinci Cumhuriyetçi" denilen grup değil, bu grubu, Atatürkçülüğü eleştirmeye yönelten, Atatürkçülük adına yapılan anti demokratik uygulamalar, işkenceler, baskılar ve hatta Atatürk'ün kişisel vasiyetinin bile zedelenmesidir.

Yöneticilerin, yaptıkları yanlışları "Atatürkçülük" adı altında savunmaları, Nadir Nadi'yi bile isyana yöneltmiş ve "Ben Atatürkçü Değilim" adıyla bir kitap yayımlamasına yol açmıştı.

"İkinci Cumhuriyetçileri" ihanetle suçlamak yerine, onları üreten ortamı, bir çok yazarı, aydını, düşünürü Atatürkçülüğe saldırmaya yönelten yanlışları teşhis ve tesbit etmek, bu yanlışlara karşı çıkmak, daha akılcı ve dolayısıyla Atatürkçülüğe daha yaraşan bir yöntemdir diye düşünüyorum.
 
 
 
 
 
 


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional