Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 
TÜRKİYE "YA ŞERİAT VE BÖLÜCÜLÜK YA FAŞİZM" PARANTEZİNİ AŞMALIDIR.





Hükümet tarafından, mürteci (irticacı değil) ve bölücü memurları ayıklamak için hazırlandığı söylenen ve Cumhurbaşkanı'ndan Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesi ile geri çevrilen Kanun Hükmündeki Kararname tartışmaları medya tarafından, bir ünlü türkücümüzün eski ve yeni kadınları arasındaki ilişkilerin ele alındığı aynı yaklaşımla kamuoyuna yansıtıldı:

Tabii bu yaklaşımda, olayı bir kriz haline dönüştüren ve ellerindeki siyasal gücü baskı için kullanarak bunalımı bir maç havasında tırmandıran politikacıların da katkısı büyük oldu.

Her konu gibi, KHK bunalımı olayı da, medya tarafından "inanılmaz bir tarafgirlikle" ele alındı.

Hiç kuşkusuz bunda da politikacıların rolü büyük olmuştu.

Ama işleri zaten uzun süredir, sorun çözmek yerine sorun üretmek olan politikacıların bu davranışları hiç de şaşırtıcı değildi.

Şaşırtıcı olan basının hemen hemen tümüyle onların dümen suyuna girmesiydi.

Aslında liderler politikası ile tekelci medya arasındaki ittifakın korkutuculuğuna işaret eden yazılarımın daha mürekkebi kurumamış olduğu için, benim buna şaşırmamam gerekirdi ama, doğrusu çoğulcu bir demokrasinin iyi kötü sürdürülmeye çalışıldığı ve rekabet özgürlüğünün ağır aksak da olsa hala devam ettiği bir ortamda, medya ile politikanın bu denli birbirine kenetlenmesi beni bile şaşırttı.

Daha sonra, kimse bu bunalımın tarihsel nedenleri üzerinde düşünmediği ve yazmadığı için, (en kabadayısı 28 Şubat'ta takılıp kaldı) ortaya "ülke gerçek bir kamplaşmanın içindeymiş" gibi bir görüntü çıktı..

Ülkemiz hakkında eskiden hiçbir bilgisi olmayan biri, son birkaç hafta boyunca sadece basını izleyerek bir kanıya varmaya çalışsaydı, "Bu toplum, devleti ele geçirmek isteyen şeriatçılar ve bölücülerle, bunu bahane ederek faşist bir yönetim kurmak isteyenler arasında ikiye bölünmüş" derdi.

İşin en iyi ve en kötü yönü ise, her iki kampın da bütün iddialarını "demokrasiyi korumak" üzerine inşa etmeleriydi.

Bu, işin en iyi yönü idi, çünkü, lafta da olsa her iki taraf da "demokrasiye bağlılılık" belirtiyordu.

Bu, aynı zamanda işin en kötü yönü idi, çünkü her iki seçenekte de, (karşıt görüşlerin öne sürdüğüne göre) "demokrasi bahane edilerek, demokratik rejim rafa kaldırılıyordu".

Sevgili okurlarım, Türkiye'yi bu "kamplaşmadan" bu, "ya şeriatçılık ve bölücülük, ya faşizm" seçeneklerinden birine mahkummuş görüntüsünden kurtarmak zorundayız.

Bunun için de önce "bugünkü sorunları yaratan geçmişi iyi bilmek ve iyi değerlendirmek" gerekiyor.

Yakın geçmişimizde, bugünümüzü biçimlendiren en önemli öge, 28 Şubat değil, 12 Eylül ile başlayan ve onun uzantısı olan Özal dönemi ile devam eden süreçtir.

28 Şubat, 12 Eylül-Özal ikilisinin yaptığı etkileri (siz buna tahribat da diyebilirsiniz) dengelemeye çalışan bir tepkinin başlangıcıdır ve sadece iç değil, aynı zamanda Soğuk Savaş'ın sona ermesi gibi dış ögelere de bağlı olarak ortaya çıkmıştır.

Dolayısıyla bugünkü bunalımı, 12 Eylül'ün ve Özal'ın uygulamalarının yarattığını görmemek ve 28 Şubat'ı suçlamak, kötü niyet eseri değilse, cehaletten kaynaklanan bir hatadır.

Şimdi şu 3 soruya elinizi vicdanınıza koyarak, dürüstçe yanıt ararsanız, ne demek istediğim hemen ortaya çıkacaktır:

1) Bunalımın pençesinde kıvranan bugünkü üniversitelerimiz, hem mevzuat hem de personel olarak 28 Şubat'ın mı ürünüdür, yoksa 12 Eylül-Doğramacı-Özal üçlüsünün mü?

2) Devletin 1,5 milyona yaklaşan memurlarının önemli bir bölümü, esas olarak 28 Şubat'tan sonra mı işe alınmıştır, yoksa 12 Eylül'den sonra mı?

3) Her şeyi bir yana bırakın, KHK krizi de dahil, pek çok sorunumuzun kaynağı olan bugünkü Anayasamız, 28 Şubat tarafından mı yapılmıştır, 12 Eylül tarafından mı?

Sevgili okurlarım, Türkiye, 12 Eylül-Özal müdahalesinin yapay ve olumsuz etkilerinden arındırılmadıkça, normale dönemeyecektir.

Dilerim "normale dönme süreci" kamplaşarak ve demokrasiyi zedeleyerek gerçekleşmez.

Çünkü Türkiye'nin önündeki seçenekler "ya şeriat ve bölücülük, ya faşizm" değil, "ya demokrasi, ya demokrasidir".
 
 


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional