Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

ATİNA'DA BİR GECE,

BİR ANIT-MEZAR VE AKUT

 

Atina'nın tevernalarıyla ünlü, şehircilik açısından çok yi korunmuş Plaka semtinde bir lokanta.

Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülleri çerçevesinde ödül alanlardan bir grup ve Türk heyeti, ödülün kurucusu ve yöneticisi Andreas Politakis'in davetlisi olarak yemek yiyor.

Büyük masada yer kalmadığı için, küçük bir masada altı kişi oturuyor: Andreas Politakis ve eşi, Yunanlı meslektaşı ile birlikte verdikleri konserlerle ödül alan ünlü çellistimiz, dünya güzeli kızımız Sedef Erçetin, ve Türk-Yunan dostluğuna yaptıkları büyük katkılardan dolayı ödüle layık görülen AKUT'un üç üyesi; Feridun Çelikmen, Selçuk Kahveci ve Atila Ulaş.

17 Ağustos depreminde kurtardıkları hayatlarla Türkiye'yi fetheden ve Atina depreminde yaptıkları çalışmalarla Yunanlıların da gönlünde taht kurmuş olan AKUT'çular ve dünya güzeli bir müzisyenle ödül sonrası yenen yemek, hiç de yumuşak bir havada geçmiyor, çünkü o gün Türkiye'de, ikinci büyük deprem olmuş.

Feridun Çelikmen'in cep telefonu hiç susmuyor. Öyle anlaşılıyor ki, AKUT'çular yemekten, doğru hava alanına gidecekler ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin tahsis ettiği bir özel uçakla sabaha karşı İstanbul'a hareket edecekler. Fakat İstanbul'a gitmekle de iş bitmiyor. Yeşilköy'den doğrudan deprem bölgesine geçecek olan ekip için helkopter ayarlamaya çalışıyor Feridun.

Feridun bir hekim. Soyadı gibi, çelikten bir genç adam. Hekimlik ihtisası "acil yardım". Selçuk Kahveci başarılı bir elektronik mühendisi. İnce uzun yakışıklı bir dağcı o da. Atila Ulaş bir iç mimar. Nasuh Mahruki'yi andıran sakallarıyla, ekibin en bohem üyesi. Tabii o da dağcı.

Ben özenle AKUT'un gerisindeki insanları, bu insanların psikolojisini anlamaya çalışıyor ve o gece masada yaşanan bir "felaket örgütlenmesi" kargaşası içinde hem nasıl bir sistemle harekete geçtiklerini gözlemliyor, hem de geçmişleri, aileleri, işleri, duyguları hakkında bitmez tükenmez sorular soruyorum.

Sadece melek gibi güzel olmakla kalmayan, aynı zamanda melek gibi iyi ruhlu olduğunu masadaki tavırları ile kanıtlayan Sedef de, benim gibi, bu insanları anlamaya çalıştığı için soruları ve tavırlarıyla bana büyük ölçüde yardımcı oluyor.

Bu insanların üç ortak paydası var:

Birinci olarak derin bir insan sevgisi.

İkinci olarak net bir sorumluluk duygusu.

Üçüncü olarak müthiş bir doğa sevgisi.

Tam o anda aklıma, aynı niteliklere sahip, Aladağların Demirkazık Tepesi'nin altında, Manisa Dağcılık Kulübü tarafından yaptırılan anıt-mezarında yatan, Türkiye'nin ilk dağcı şehidi, 1956'da 21 yaşında Teknik Üniversite son sınıfta iken bir tırmanış sırasında düşüp ölen Engin Kongar geliyor.

Bu satırları yazarken de, son şehidimiz İskender Iğdır'ı anımsıyorum.

Onu tanımadım ama, eminim, o da bu üç özelliğe sahipti.

Yemekte, onları en çok neyin mutlu ettiğini bulmaya çalışırken, Feridun, enkaz altındaki canlıyı hissettiği andaki mutluluktan söz ederek üçünün duygularına da tercüman oluyor. Bu arada Atilla, Vaso Dim.Protonotariou adlıYunanlı bir kadından armağan olarak gelen bir anahtarlıktan ve bir mektuptan söz açıyor.

Anahtarlık M.Ö. 1900 yıllarına tarihlenen "Faistos Diski"ni bir kopyası. Mektup ise şöyle:

"Kahramanlığınızla insan zaferinin en yüksek değerinin sevgi olduğunu ispat ederek ‘sınırları' ortadan kaldıran ve cesaretinizle insanlığı bayrak olarak dalgalandıran sizlerin önünde diz çöküp fısıldamak istiyorum: TEŞEKKÜR EDERİM.'

Ben galiba artık iyice yaşlandım: Geçenlere bir arkadaşımın inanılmaz bir saldırısını anlattığım bir yazının son cümlelerinde olduğu gibi, şu anda da gözlerim yaşardı, burnum akıyor.

Gençler buna "kendi kendini gaza getirmek" diyorlar galiba.

Her neyse, ben de, şu anda ilk dağcı şehidimiz Engin Kongar'dan, son dağcı şehidimiz İskender Iğdır'a dek, insanlık ve doğa için canını veren tüm kişilerin anıları ve özellikle de şu anda aramızda yaşamaya ve bize yardım etmeye devam edenlerin kişilikleri önünde diz çöküp aynı duyguyu bağırarak ifade ediyorum: TEŞEKKÜR EDERİM.

Ve devam ediyorum: SİZİ ANLAYAMAYANLARI DA BAĞIŞLAYIN! Size yakışan budur.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional