Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

TÜSİAD VE DEMOKRASİ-I

 

Demokrasi de, pek çok kavram, kurum ve ideoloji gibi endüstrileşme sürecinin bir ürünüdür.

Endüstrileşme süreci ise, toprağın ve onun üzerindeki canlı, cansız herşeyin mülkiyetine ve bu mülkiyetin dinsel ideoloji aracılığıyla desteklenmesine dayalı Ortaçağ imparatorluklarını yıkan oluşumdur.

Dolayısıyla, toprak sahibi olan "asiller" sınıfı ile ona destek veren ve iktidarı paylaşan "ruhban" sınıfının egemenliğine, endüstrileşme süreci son vermiştir.

Krallar, imparatorlar, papalar, patrikler, sultanlar, halifeler, padişahlar, şeyhülislamlar, piskoposlar, mollalar, papazlar, imamlar,dükler, kontlar, beyler, paşalar, eşraf ve ayan, kısacası bütün toprak ağalığına ve dine dayalı egemenlik sahipleri, endüstrileşme süreci sonunda siyasal iktidarlarını yitirmişlerdir.

İktidar değişikliği ise "birdenbire" olmamıştır.

Uzun ve ne yazık ki kanlı bir süreç sonunda önce endüstrileşmenin güçlendirdiği sermaye sahipleri, yani tüccar ve sanayici, kısacası "burjuvazi", bu egemenliğe ortak olmuştur.

Bu ortaklık "meşruti" rejimleri doğurmuştur.

Başta yine simge olarak dinsel kimliği de olan bir kral ya da sultan, ama altında iktidarı toprak ağaları ve din adamlarıyla paylaşan tüccar ve sanayicilerin de bulunduğu bir meclis.

Bir süre sonra endüstrileşme süreci ivme kazanınca, sermaye sahiplerinin yanında kaçınılmaz olarak bir de işçiler ortaya çıktı.

Emeğe dayalı endüstrileşme süreci hız kazandıkça işçi sınıfı da zorunlu olarak büyüdü ve güçlendi.

İşte "demokrasi" yine uzun ve kanlı savaşımlarla, bu sınıfın "bir adam bir oy ilkesini" uygulamaya koyarak iktidara ortak olmasıyla ortaya çıktı.

Böylece Batı Avrupa'da, dinsel ve feodal imparatorluklar yıkıldı, önceleri mutlakiyet ve sonraları meşrutiyetle idare edilen rejimler çöktü, yerlerine endüstriye dayalı "ulus-devletler" kuruldu.

Bu devletlerde, "köylü" artık "işçi" olmuş, "toprağa bağımlı köle" "özgür ve eşit vatandaş" haline gelmişti.

Bu çerçevede, bir "soğuk savaş" terimi olan "burjuva demokrasisi" kavramının da tarihsel sürece uygun olmadığını da vurgulamalıyım.

Dünyanın hiçbir yerinde doğal oluşum sonucu olarak burjuvaji tek başına "demokrasiyi" kurmamıştır.

Burjuvajinin tek başına gidebildiği en ileri nokta "meşrutiyettir".

Demokrasi ancak işçi sınıfının gelişmesiyle ve "insan haklarına" dayalı "özgür vatandaş" kavramının kabul edilmesiyle kurulabilmiştir.

Pek doğal olarak, elindekileri korumak isteyen burjuvazi de kendi gelişmesine koşut olarak ürettiği işçi sınıfı ile uzlaşma aramış ve demokrasinin kuruluşuna destek vermek zorunda kalmıştır.

Bu kısa özet, "Batı Avrupa'da" kendiliğinden ortaya çıkan endüstrileşme ve demokratikleşme sürecinin öyküsüdür.

Osmanlı İmparatorluğu burada anlatılması çok uzun olan nedenlerden dolayı endüstrileşme sürecini kaçırmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti, endüstrileşemediği için güçsüzleşmiş, güçsüzleştiği için yenilmiş ve işgal edilmiş Osmanlı toprakları üzerinde bir "Kurtuluş Savaşı" ile kurulmuştur.

Kökeninde "endüstrileşme" değil, bir "askeri zafer" yatar.

Bağımsızlığını savaşla elde eden Cumhuriyet, endüstrileşme sürecini "tepeden inme" yönemlerle gerçekleştirmeye çalışmıştır.

"Atatürk Devrimleri" ve bu arada "Altı Ok", 1920'lerin, 1930'ların Anadolusu'nda bu sürecin uygulamalarıdır.

Bu uygulamaların son hedefi, "demokrasiyi" yerleştirmek, "demokrasiyi" yerleştirmek için de iki çağdaş sınıfı, "sermaye sınıfını" ve "işçi sınıfını" devlet desteği ile üretmektir.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve çok partili düzende, 1960 yılına kadar, devlet sermaye sınıfına tam bir destek vermiştir.

1960 yılında yapılan askeri müdahaleden sonra kabul edilen 1961 Anayasası ile aynı destek, sermaye sınıfına verilmeye devam etmekle birlikte bu kez işçi sınıfının da arkasına konulmuştur.

Bu tutum hem rasyoneldir hem de tarihe uygundur. Çünkü "demokrasi"nin yerleşmesi için önce güçlü bir sermaye sınıfı, sonra da güçlü ve örgütlü bir işçi sınıfı gereklidir.

TÜSİAD'ın bu süreç içindeki konumu ve önerdiği son "ahlak kuralları"nın çözümlemesi haftaya.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional