Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AVRUPA BİRLİĞİ ÖNÜNDE ÜÇ BÜYÜK EKSİĞİMİZ

 

Avrupa Birliği için aday olduk ya, şimdi herkes soruyor "Bu adaylık tamam da biz nasıl gerçekten Avrupalı olacağız?".

Bizim Avrupa karşısında üç büyük eksiğimiz var:

1) Zamana saygılı değiliz.

2) Hukuğa saygılı değiliz.

3) Başkalarına saygılı değiliz.

Aslında uygarlık karşısındaki bu üç eksiğimiz de yeterince endüstrileşememiş olmamızdan kaynaklanıyor.

Daha net bir fade ile söylemek gerekirse, bu eksiklerimiz "feodal tarım kültüründen" yani açıkçası "köylülükten" kurtulamamış olmamızdan kaynaklanıyor.

Önce zamana olan saygısızlığımıza bakalım: Biliyorsunuz, köyde günlük yaşam ve üretim, doğa ile uyumludur ve son derece geniş zaman dilimleriyle ölçülür.

Saniyelerin, dakikaların, saatlerin hattta günlerin bile pek önemi yoktur.

Üretim yani ekin ekilmesi ve hasat, aylarla bile değil, mevsimler ile ölçülür.

Zamanın değerini endüstrileşme öğretir.

İşçi fabrikada çalıştığı saat ve dakika kadar ücret alır.

Giriş ve çıkışta saate bastığı çalışma kartı, yani bu kartın üzerindeki zaman hesabı, onun için "ekmek parasının ölçüsüdür".

"Vakit nakittir" sözü, emeği ile saat başı ücret karşılığı çalışan işçiler için icad edilmiştir.

Türkiye, endüstrileşme sürecini kaçırmış olan Osmanlı'nın mirasçısı olduğundan, insanların ne kendi zamanlarına ne de başkalarının zamanlarına saygıları vardır.

Oysa şimdi "uzay çağına" ya da "bilişim toplumu aşamasına" geçmiş olan insanoğlu için artık saniyelerin ve hatta saliselerin bile büyük önemi vardır.

Türkiye bunu yani zamanın değerini endüstrileşerek ve uzay çağına terfi ederek öğrenemedi.

Kalıyordu geriye, bunu okulda eğitimle öğretmek.

Bu olanak da, önce normal eğitimin yozlaşması sonra da çözüm olarak ortaya atılan "islami eğitim" seçeneği ile harcandı gitti.

İkinci olarak, üstünlüğünü sağlamak için koskoca bir devlet mekanizması yaratmış olduğumuz hukuğa bakalım.

Milletviklerimiz yasa yapmak yani kural koymak için milyarlarca lira para alırlar.

Onları seçmek ve beslemek için trilyonlar harcanır.

Hukuğu egemen kılmak için toplumda tek kaba kuvvet kullanma gücüne meşru anlamda sahip olan koskocaman bir polis örgütü beslenir.

İdari ve adli mahkemeler, yargıçları, savcıları, avukatları ve yardımcı personeli ile, "devletin" ayrılmaz bir parçasıdırlar.

Bütün bu muazzam mekanizma, insanların, eşit haklara sahip vatandaşlar olarak güven ve adalet içinde yaşamaları amacını gerçekleştirmek için kurulmuştur, tek ve biricik dayanağı da "hukuk"tur.

Hukuk, kaba kuvvete ve dine dayalı tarım kültürüden, akla.bilime ve eşitliğe dayalı endüstri kültürüne geçişin bir üründür.

Biz henüz "köylülükten" kurtulamamış olduğumuz için bizim toplumda "hukuğa saygısızlık" esastır.

Trafik kuralını ihlal eden şoförden ve onu gördüğü halde işlem yapmayan polisten, Danıştay'ın durdurma kararına karşın inşaatına devam eden işadamına ve Danıştay'ı korumak ve kollamakla görevli bir makamda oturmasına karşın, mahkeme kararlarını hiçe sayarak kurdele kesen devlet başkanına dek, hiç kimse, ama hiçkimse hukuğa saygı duymamaktadır.

Yasalara uygun yaşamak "enayilik" sayılmakta, yasa dışı iş yapmak ve para kazanmak "akıllık" diye nitelenmektedir.

Üçüncü olarak, başkalarına hiç saygımız yoktur.

Çünkü ancak endüstrileşme süreci "birlikte yaşama" ve "ortak iş yapma" kavramlarını birer zorunluluk olarak günlük yaşama sokmuştur.

Birlikte yaşama ve ortak iş yapmanın zorunlu kuralı ise, "kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma"dır.

Biz ise bu kuralı tersine çevirmiş bir toplumuz: "Başkalarına, kendine ne yapılmasını istemiyorsan, öyle muamele et. Çünkü çevrende senden başka değerli insan yoktur" diye düşünürüz.

Bütün bu nedenlerle de ne demokrasimiz demokrasiye, ne laikliğimiz laikliğe ne de insan haklarımız insan haklarına benzer.

Benim kanıma dokunan, sadece bu üç kavrama saygıyı kendi kendimize öğrenememiş olmamız değil, şimdi bir de bir dış gücün dayatmasından, Avrupa'nın zorlamasından medet umar duruma düşmüş görünmemizdir.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional