Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK DÜŞMANI: KAMPLAŞMA

Kimlik sorunu hem toplumları hem de bireyleri çağlar boyu olduğu kadar, günümüzde de ilgilendiren en önemli problemdir.

Hiç kuşkusuz, din, mezhep, ırk, milliyet gibi mukaddes değerler bu kimliklerin belirlenmesinde geçmişte de bugün de, çok önemli roller oynarlar.

Ortaçağda kendilerini din ve mezhep kimlikleriyle tanımlayan toplumlar ve bireyler, endüstri devriminin ortaya çıkmasıyla bunlara ırk ve milliyet kavramlarını da eklemişlerdir.

Toplum karmaşıklaştıkça, siyasal tercihler, meslek kimlikleri, cinsiyet bilinci ve yaş grupları da bunlara eklenmiştir.

Yerel farklılıklarla birlikte bu gruplar, çağımızda her toplumun içinde yüzlerce alt kültür, alt kimlik oluşturmuştur.

İnsan haklarının gelişmesiyle, tüm insanların din, mezhep, ırk, milliyet farkı gözetilmeksizin eşit olduğu anlayışı insanlığa ışık tutmaya başlamıştır.

Böylece gerek toplumlar, gerekse bireyler, çalışmaları ve başarıları, yani insanlığa yaptıkları katkılar ile değer kazanmaya başlamışlardır.

Bireysel başarıları yetersiz olanlar, bunu genellikle "dış güçlere" yani kendi denetimleri dışındaki oluşumlara bağlayarak kendilerini hem kendi vicdanlarında, hem de başkalarının gözlerinde aklamaya çalışırlar.

Toplumlar için de bu böyledir.

Geri kalmış toplumlar, geri kalmışlık nedenlerini, kendi iç dinamiklerinden çok "dış düşmanlarına" bağlarlar.

Toplumlarda paylaşılacak üretim düşük olduğunda, bireylerin bu üretime yaptıkları katkıların yanında, "kimliklerini" ön plana çıkarararak milli gelirden hakettiklerinden daha fazla pay alma çabaları da topluma egemen olmaya başlar.

Hele bir de toplumda "fırsat eşitliği" ve "sosyal adalet" gibi ilkelere göre "herkesin üretime katkıda bulunduğu oranda pay alması" uygulamaları henüz yerleşmemişse, milli gelirin paylaşılması sırasında kan gövdeyi götürür.

Pek çok insan, milli gelirden, yaptığı katkı oranında değil, "kimliğine" göre pay istemeye başlar.

Bunun en klasik örneği, iktidardaki partinin, "liyakate" göre değil, kendisine olan bağlılığa göre memur atamasıdır.

Pek doğal olarak bütün toplumlarda paylaşma iktidarla doğrudan ilgilidir, çünkü kim iktidarda ise, üretimden kimin ne pay alacağına da o karar verir.

İmparatorluk dönemlerinde gerek iktidarın belirlediği "paylaşma" ilkelerinin yarattığı memnuniyetsizlik ve sorunlar gerekse bunların ön plana çıkardığı iktidar kavgası, genellikle savaşlar ve isyanlar yoluyla kanlı bir biçimde çözülürdü.

Endüstri toplumlarında, insan haklarının da gelişmesiyle bu sorunlar "demokratik", yani barışcı yöntemlerle de çözülmeye başlandı.

Türkiye "demokrasi" ile "çok partili dönemde" tanışınca, hemen paylaşma sorunları da gündeme geldi ve halk, iktidarını kendi yandaşlarına daha fazla pay vermek için kullanan (yani Türkçesi, "partizanlık yapan") Demokrat Parti ile, muhalefetteki CHP'nin "adil paylaşma" yani "özgürlük" istekleri arasında bölündü ve hatta "parçalandı".

Gençler anımsamaz, halk köylerde mezarlıklarını bile birbirinden ayırmıştı.

Bu "kutuplaşma" Türkiye'yi 27 Mayıs 1960 müdahalesine götürdü.

Sonra sol-sağ çatışması gündeme geldi.

Ordunun içine de sıçradığı anlaşılan bu bu kutuplaşma da 12 Mart 1971 müdahelesini getirdi.

Daha sonra, sağ-sol kavgasına ek olarak mezhep çatışmaları gündeme getirildi. 1980 öncesi Kahramanmaraş ve Çorum olaylarında mezhep ayrımları körüklendi ve yaratılan "Alevi-Sünni" kutuplaşması ile insanlar bu kez inanç çizgisinde biribirine saldırdı.

Bu "ikili kutuplaşma" da 12 Eylül 1980 müdahalesini getirdi.

1980'den sonra hem milliyetçilik çizgisinde bir kutuplaşma "Türk-Kürt ayrımcılığı" olarak, hem de siyaset ve inanç çizgisindeki bir kutuplaşma, "şeriatçılar-laikler" olarak gündeme getirildi.

Bugün yine "ikili bir kutuplaşma" yaşıyoruz.

Demokrasiye her zamankinden çok muhtacız.

Çünkü demokrasi işte bu kutuplaşmaları barış içinde aşmanın yöntemidir.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional