Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

TEMSİLİ DEMOKRASİ KRİZİNİN İKİ TEMEL NEDENİ

Üniversitelerle birlikte, "türban eylemleri" de başladı.

Haber sunucuları ekranlarda güvenlik, adalet ve siyaset sorunlarını çözümlemek yerine, çözmeye başladılar.

Bugünkü noktaya nasıl geldik?

Bugünkü yapı, bugünkü rejim bunalımı ve bugünkü sorunlar, yakın neden olarak 12 Eylül'ün ürünüdür.

12 Eylül derken, sadece 1980-1983 arası Milli Güvenlik Konseyi dönemini değil, onu izleyen denetimli seçimlerin sonunda oluşturulan Özal Hükümetlerini de içeren zihniyeti kastediyorum.

Bu dönemde iki önemli süreç ülkeye egemen oldu:

Birinci süreç, eğitimin her kademesine "Siyasal İslam" anlayışının egemen kılınmasıydı.

Hiç kuşkusuz bu süreç 12 Eylül ile başlamış değildi.

Çok daha önceden, kökleri İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar giden ve çok partili düzenin kurulmasıyla çakışan "küresel" bir "soğuk savaş" stratejisinin sürdürülmesiydi bu.

1946'dan sonra başlayan, Bayar-Menderes ikilisinin verdiği ivme ile hız kazanan, Sunay-Demirel ikilisi zamanında "İmam-Hatip" anlayışının yaygınlaştırılmasıyla süren bu süreç, 12 Eylül'de Evren-Doğramacı-Özal üçlüsü ile "doruk noktasına" ulaşmıştı..

12 Mart müdahalesi ile 1970'li yıllarda Ecevit'in elindeki iktidarı koruyamaması sonunda kurulan ve birbirini izleyen Demirel'in Başbakanlığı'ndaki "Milliyetçi Cephe" Hükümetleri sırasında güvenlik güçleri ve başta "Eğitim Enstitüleri" olmak kaydıyla pek çok öğrenim kurumu "milliyetçi-mukaddesatçı" merkezler haline getirildi.

Bütün bu ve benzeri düzenlemeler yeterli görülmedi.

Çünkü 27 Mayıs Anayasası ile topluma kazandırılan üniversiteler, TRT ve benzeri özgürlükçü ve özerk yapılar, bu "milliyetçi-mukaddesatçı" çizgideki soğuk savaş stratejisine uygun "İslamlaştırma" sürecinin önünde birer engel olarak görülüyordu.

12 Eylül, bütün bu engelleri ortadan kadırarak, toplumu "baştan aşağı" yeniden düzenledi.

Bu çerçevede, üniversiteler hem gerçek bilim yapmaya çalışan öğretim üyelerinden temizlendi, hem onların yerine "milliyetçi-mukaddesatçı" öğretim üyeleri ve yöneticiler atandı.

Ayrıca, YÖK, 1982 Anayasası ile korunarak ve örneğin "Eğitim Enstitüleri" gibi zaten "milliyetçi-mukaddesatçı" merkezler haline gelmiş olan kurumlar organik ve hukuksal olarak doğrudan üniversitelere bağlanarak, bu sürece hukuken ve fiilen "geri döndürülmesi olanaksız" bir nitelik de kazandırıldı.

Böylece "üniversitelerimiz", ilk öğretimde Kuran kursları ve din dersleri ile, orta öğretimde ise bunlara ek olarak İmam-Hatip liseleri ile gerçekleştirilmiş olan "eğitim kurumlarındaki Siyasal İslam'ın egemenliği" ile uyumlu hale getirilmiş oluyordu.

Tüm gençliği kapsayan bu gidişin beş-on yıl içinde Türkiye'yi bir "Şeriat Devleti"ne dönüştürmemesi olanaksızdı.

İkinci süreç, hukuk sisteminin tahrip edilmesiydi.

Bu süreç de, hem "çöken devlet yapısını onarmak" gerekçesiyle yapılan 12 Eylül darbesini hem de onu izleyen Özal dönemini kapsar.

Bu süreçte "hukuk" bir "ayakbağı", "devlet" ise sadece "iktidarın emrinde bir araç" olarak görülmüştür.

Ne yazık ki bu sürece 1982 Anayasası gibi bugünkü hukuk sistemimizin altında yatan ana hukuk metninin kabulü de dahildir.

Ne yazık ki bu süreçte, bugün "haksız rekabet" ve "şantaj" tartışmalarına yol açan "Star Grubu"nun Anayasaya aykırı olarak ilk özel televizyon kanalı biçiminde yayına başlaması da vardır.

Bu sürecin bir bölümü, işkence gibi, "bireysel hak ve özgürlükleri" ortadan kaldıran fiili davranışlardan, bir bölümü de doğrudan "yağmaya" yönelik (anayasaya aykırılığı iddia edilemeyen garip yasalar gibi) düzenlemelerden oluşmaktadır.

Biz bugün bu iki sürecin, yani "eğitimin tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte İslamlaştırılmasının" ve "hukuk sisteminin-tabii bu arada ‘devlet' kavramının-tahrip edilmiş olmasının" bedelini ödüyoruz.

Mevcut "Rejim Bunalımı"nı aşmaktaki ilk adımların, başta üniversiteler olmak üzere tüm eğitim kurumlarının çağdaş ve fonksiyonel bir kimliğe kavuşturulması, devletin ise doğrudan hizmete dönük ve "hukukun üstünlüğü" anlayışına uygun bir biçimde yeniden düzenlenmesi olduğunu düşünüyorum.

Özet olarak söylemek gerekirse, mevcut bunalımı aşamak için önce eğitim, adalet ve idare reformları gerekli görünüyor.

Rejim krizinin kısır döngüsü de burada: Rejimi kurtarmak için bu reformlar gerekli ama rejim bunlara izin vermiyor.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional