Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

TEMSİLİ DEMOKRASİ KRİZİNDE DEMEÇLER VE KENTSOYLULARIN SORUMLULUĞU

Yargıtay Başkanı, "Devlet dine karışmasın, din devlete karışmasın, çoğunluğa saygılı olunsun" diyor.

Genelkurmay Başkanı, "Türk Silahlı Kuvvetleri laikliğin savunucusudur, üniversiteler, sendikalar ve sivil toplum örgütleri demokrasiye sahip çıkmalıdır" diyor.

İkisi de "inanç özgürlüğü" üzerinde duruyor ama farklı şeyler söylüyor:

Yargıtay Başkanı çok net olarak, çoğunluğun inancına saygılı olunması çerçevesinde, demokrasi'nin, kendisini yok edecek oluşumlara da izin vermesi gerektiğini ileri sürüyor.

Genelkurmay Başkanı ise, gerçek demokrasinin ancak tek bir inancın egemenliği önlenerek sağlanabileceğini söylüyor.

Yargıtay Başkanı "çoğunluğun inancının" eğitim ve örgütlenme konusunda da önünün açılmasını savunarak, demokrasinin "çoğunluk yönetimi" olması özelliğine ağırlık veriyor.

Genelkurmay Başkanı ise demokrasilerde "bireysel inanç özgürlüğü"nün yani inanç farklılıklarının, devletçe güvence altına alınmış olması zorunluluğuna ağırlık veriyor.

Ben "Temsili Demokrasi Krizini", demokrasimizi ancak genişleterek ve derinleştirerek aşabileceğimizi savunuyorum.

Peki acaba "çoğunluk dalkavukluğu" ile demokrasi geliştirilebilir ve derinleştirilebilir mi?

Tabii ki hayır.

Demokrasinin yalnızca ve sadece "çoğunluk yönetimi" olmadığını, esas olarak "bireyin temel hak ve özgürlüklerini çoğunluğa karşı korumak olduğunu" bilerek; sadece ve yalnızca çoğunluk yönetimi anlayışının, genellikle ya ırkçı ya da dinci duyguları istismar eden "faşizme ya da şeriata yol açmaktan başka bir işlevi bulunmadığını" görerek, anlayarak, anlatarak, genişleteceğiz ve derinleştireceğiz demokrasimizi.

Geride bıraktığımız yirminci yüzyılda, ırkçılığa dayalı faşizmin, ve dine dayalı şeriat devletinin, demokratik özlemleri pompalayarak ve demokratik hakları kötüye kullanarak iktidara geldiğini unutmayacağız.

* * *

Bence son günlerdeki en önemli konuşmalardan biri, belki de birincisi, 1980'deki askeri rejimin, üzerinden buldozerle geçerek dümdüz edip susturduğu ve ayrıca yozlaştırdığı üniversiteleri, yetkileri ve etkinlikleri sınırlanmış olan sendikaları ve zaten hiçbir yaptırım gücü olmayan sivil toplum örgütlerini, demokrasiyi sahiplenmeye çağıran Genelkurmay Başkanı'nın konuşmasıdır.

Silahlı Kuvvetlerin, Sovyetler Birliği çöktükten sonra yeniden belirginleşen "demokratik tavrının" yeni bir güvencesi ve göstergesi olarak algılanabilir bu konuşma.

Şimdi gelelim, hem ekonomik gücü olan, hem de medyanın mülkiyetini ele geçirerek "toplumu yönlendirme gücünü" de doğrudan denetleyen "burjuvazimize", yani yeni Türkçesi ile "kentsoylularımıza":

Bildiğiniz gibi demokrasi, sanayileşme sürecinin bir ürünüdür.

Aynı süreç yani endüstrileşme, bir yandan kentleri ve kent kültürünü, öbür yandan Türkçe'de çok güzel bir karşılık üreterek "kentsoylu" dediğimiz "burjuvaziyi" yaratmıştır.

Genelkurmay Başkanı, Yargıtay Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, herkes, "demokrasiyi geliştirelim" diyor.

Peki hem Türkiye'deki sanayileşmenin bir ürünü olan hem de doğrudan doğruya bu süreçten yararlanan, yani varlıkları "demokrasi ile kaim olan" bizim "büyük burjuvalar" bu arada ne yapıyor?

Değerli kentsoylularımız, "demokratik hukuk devletini" "mafya, bürokrat, politikacı, tarikat, ticaret" beşgeninin soymasına ve rejimin din ve ırk değerleri bazında yozlaştırılmasına suskun kalarak mı, yoksa bu soyguna ve yozlaştırmaya bizzat katılarak mı demokrasimizi geliştirecekler, doğrusu merak ediyorum!

Şaka bir yana, 21. yüzyılın eşiğinde, "Temsili Demokrasi Krizini" atlatmaya çalışan Türkiye'de, herkes konuşurken ve "demokrasimizi geliştirmeye" çalışırken, varlıkları ancak demokratik (ve demokratik olduğu için de zorunlu olarak laik) hukuk devleti ile güvence altında olan "büyük sermaye" de laiklik konusunda üzerine düşeni yapmalıdır diye düşünüyorum.

Gerçek bir Cumhuriyetçi olan Vehbi Koç öldükten sonra (Bülent Eczacıbaşı'nın bugünkü konumuna karşın) "İkinci Cumhuriyetçi Çizgi"ye gerileyen büyük burjuvazimize, yani asil kentsoylularımıza anımsatmak isterim ki laiklik olmazsa demokrasi kalmaz, demokrasi kalmazsa, kentsoylularımız da yaşayamaz.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional