Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

DEPREM, DEMOKRASİ VE AF

Size şöyle bir soru sorsam, yanıtınız ne olur acaba?

"Depreme dayanıklı evler yapan ve yer sarsıntılarını bir kaç ölü ile atlatan bir diktatörlük mü, yoksa her depremde 15 bin kişinin ölümüne yol açan çürük evler inşa eden bir demokrasi mi istersiniz?"

Ya da şöyle bir soruya ne dersiniz?

"Karayollarında yılda 3 bin ölüme yol açan bir demokrasi mi istersiniz yoksa trafik kazalarında yılda sadece üç-beş kişinin öldüğü bir diktatörlük mü?"

Peki, "suç işleyen herkesin yasaların öngördüğü cezasını çektiği bir diktatörlük mü yeğlersiniz, yoksa, kime ne cezanın ne zaman verileceği bilinmeyen ve zaman zaman da çetecilerin, katillerin ve ırz düşmanlarının cezalarının affedildiği bir demokrasi mi?"

Aslında bu soruların "yanlış soru" olduğu açık.

Ne demokrasiler zorunlu olarak çürük yapı üretirler, ne de diktatörlükler depreme dayanıklı yapı yapmanın güvencesidirler.

Trafikteki ölümlerin çokluğu da demokrasilerin suçu olmadığı gibi, diktatörlüklerin karayollarındaki ölümlerin azaltılması ile doğrudan bir ilişkisi olduğu da öne sürülemez.

Hiçbir demokrasi, çetecileri, katilleri ve ırz düşmanlarını affetmez.

Peki o halde, ben soruları bu yanlış biçimde sorarak değerli okurlarıma ne anlatmak istiyorum?

Şu ana dek beni izleyen okurlarımın derhal farkettikleri gibi, ülkemizdeki rejimin 1950'den beri gelişeceğine yozlaştığını, günümüzde, şeriatçılık, bölücülük, çetecilik ve yağmacılığın artık toplum içinde yapısal özellikler kazandığını, bu nedenle de "demokrasi" diye adlandırılmasının çok güç olduğunu, insanların artık sisteme güvenlerini yitirmekte olduklarını vurgulamak istiyorum bu sorularımla.

Değerli okurlarım anımsayacaklar, ülkemiz deprem felaketine uğramadan önce, "temsili demokrasi krizi" üzerine üç yazı yazmış ve bunlardan birini "ülkemizdeki rejim demokrasi ise ben de Catherine Jeta-Jones'um" diye bitirmiştim.

Bugünkü demokrasimizi bekleyen üç büyük tehlikeyi "milliyetçilik eksenindeki bölücülük ve bunun ürettiği çetecilik", "şeriatçılık anlayışına dayalı totaliter rejim özlemleri" ve "tüm sistemi pençesine almış olan arabesk yağma kültürü" olarak nitelediğimi de bu sütunun sürekli okurları bilirler.

Bu üç tehlikeden ilk ikisi, yani gerek şöven Kürt milliyetçiliğine dayalı bölücü PKK terörü, gerekse bu terörle mücadele adına şöven Türk milliyetçiliği ekseninde örgütlenmiş olan Susurluk çetesi ile, eğitimden kaynaklanan ve şeriat eğitimi yoluyla gençleri ele geçirerek siyasal rejimi de değiştirmeyi amaçlayan totaliter din devleti tehdidi, kamuoyu tarafından da, devletin pek çok resmi örgütü tarafından da tesbit ve teşhis edilmiş durumdadır.

Oysa, rejimi bütünüyle ele geçirmiş ve bir kanser gibi kemirmekte olan "arabesk yağma kültürü", kamuoyu açısından da devletin resmi örgütleri tarafından da ne tesbit ne de teşhis edilmiş idi.

İşte son "deprem felaketi", bu "yağma kültürü"nün tesbit ve teşhis edilmesinde önemli bir aşamayı gerçekleştirdi..

Artık herkes yağmacı bina yapımcılarından ve bunlarla işbirliği içindeki rüşvetçi politikacılardan ve bu vurgundan küçücük bir pay kapma uğruna her türlü kuralsızlığa destek veren seçmen vatandaşların bilinç eksikliğinden yakınmaya başladı.

Bu bilinçlenme bir yandan demokrasiye olan inancı daha da sarsarken öte yandan diyalektik olarak, önlem alınmasını gündeme getirdiği için, rejim açısından yenilenme umutlarını da vurguluyordu.

Tam bu sırada hem felsefesi hem de tekniği itibarıyla hiçbir demokratik ilkeye ve hiçbir vicdana sığmayan, sadece ideolojik bir çizgiyi aklamak uğruna, katilleri ve ırz düşmanlarını bile dışarı çıkaran, adalet sistemini temelden sarsan bir af önerisinin yasalaşması, kamuoyunu iyice tedirgin etti ve "çete ve yağma kültürünün" nasıl "hukuksuzluk" çizgisine dek uzandığını göstererek rejime duyulan son sadakat kırıntılarını daha da törpüledi.

Bu açıdan Cumhurbaşkanı'nın vetosunu, sadece af yasasının teknik açıdan yetersizliğine bağlamak yanlış olur. Bu veto aslında demokrasiye olan güvenin sarsılmasını önlemeye yöneliktir.

Türkiye'de "Temsili Demokrasi Krizi" üzerine yazdığım yazıları, "Demokrasi Krizi Nasıl Aşılır" başlıklı bir makale ile sürdüreceğimi belirttiğim hafta deprem olmuştu.

Geleecek hafta bu konuya devam edebilmeyi umut ediyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional