Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

"TEMSİLİ DEMOKRASİ" KRİZİNİ

AŞABİLECEK MİYİZ? (I)

Türkiye'yi çözümlemeye çalışanlar, genellikle iki yöntem hatası yaparlar:

Birinci yöntem hatası, herşeyi "iç dinamik" ile açıklamaya çalışmaktır.

Bu hatayı yapanlar, gittikçe küreselleşen yani küçülen, yani ülkeler arasındaki etkileşimi son derece artan dünyada, Türkiye'yi dış dünyadan yalıtılmış olarak ele aldıkları için, çözümlemeleri mutlaka eksik kalır.

İkinci yöntem hatası ise herşeyi "dış dinamğe" bağlamaktır.

Bu hatayı yapanlar da toplumumuzun tarihini, kendine özgü kültürel, sosyal ve ekonomik yapısını ihmal ettikleri için, çözümlemeleri hiçbir zaman gerçeğe tam uygun olmaz.

Aslında her iki hatanın yapılması da tek bir "ideolojik" saplantıya bağlıdır: Tarihin akışını ve güncelin belirlenişini, kendi inandığı tek bir ögeye bağlı saymak.

Çekinmeden belirtelim: Bu sapma aslında "soğuk savaş döneminin" ürettiği bir yanlıştı.

Soğuk savaş bitti, sapmalar bitmedi tabii.

Ben Türkiye'de demokrasi krizinin aşılıp aşılamayacağı irdelemesini yukarda açıkladığım nedenlerden dolayı, dış dinamik ve iç dinamik üzerinde duran iki ayrı yazıda ele almaya çalışacağım.

* * *

"Dış dinamik" ögeleri açısından, Türkiye'deki "temsili demokrasinin" yürümemesi için ortada çok ciddi bir siyasal baskı gözükmemektedir.

Sovyetler Birliği çökmeden önce, Birleşik Amerika'nın da desteğiyle geliştirilen dinci-milliyetçi ideolojinin ("Milliyetçi Cephe hükümetleri"nde olduğu gibi siviller ya da 12 Eylül ve 12 Eylül'de olduğu gibi askerler tarafından uygulamaya konulan) otoriter ya da İslamcıların savunduğu totaliter modelleri artık dış dünyadan güçlü bir destek bulamaz.

Çünkü Sovyetler çökünce, gerek Sovyetler'in yumuşak karnını çevreleyen bir "Yeşil Kuşak ülkesi" olarak Türkiye'de, gerekse doğrudan Sovyetler Birliği'nin içinde protesto ideolojisi olarak "Siyasal İslam"ın desteklenmesinin fazla bir stratejik anlamı kalmamıştır.

Yine de dış dünya açısından "temsili demokrasimize" yönelik birinci tehdit, İslam totalitarizmini ihraç etmek isteyen ve aralarında komşularımızın da bulunduğu bazı İslam ülkelerinden gelmektedir.

Türkiye bunları en azından şimdilik, "teşhis etmiş" görünmektedir.

"Teşhis" "tedavinin" ilk adımı olduğundan, zaten çok da güçlü olmayan bu dış etkinin tek başına "temsili demokrasimizi" çökertmesi pek olanaklı görünmemektedir.

Dış dünyadan gelen ikinci etki, Türkiye'ye dayatılan "IMF reçetelerinin", "demokratik sosyal hukuk devletinin" gereklerinden biri olan "seçmen desteği" çerçevesinde uygulanmasının çok zor olmasından kaynaklanmaktadır.

Bir başka deyişle ülkenin içinde bulunduğu ve uzun bir süre de çıkamayacağı anlaşılan "ekonomik dar boğaz" dolayısıyla, iktidarın çare olarak gördüğü IMF reçetelerinin (ve bu arada uluslararası tahkim gibi aynı pakette yer alan başka bazı önlemlerin) uygulanması için demokrasinin bir süre "askıya alınması" senaryosu, dış dünyanın "temsili demokrasi karşıtı" etkilerinden biri olarak görülebilir.

Ama bu "senaryo" da özellikle "Milliyetçi Cephe" ile 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde çok ağır bedeller ödenerek yaşanmış olduğundan milliyetçiler ve dinciler de dahil ülkedeki hiçbir toplumsal gücün bu dış etkiye destek vereceğini düşünemiyorum.

Bu çerçevede, soğuk savaş sona erdiğinden beri, "dış dünyanın" Türkiye'deki "temsili demokrasinin" askıya alınması yönünde "belirleyici" bir etki yaptığını söylemek çok güç.

Üçüncü olarak dış dünyanın PKK saldırısına destek vererek, Sevr'i yeniden gündeme getirmek istemesine dayalı "bölücü etki" ise özellikle ordunun başarılı operasyonları ve dış politikadaki başarılarımız sayesinde en azından şimdilik "demokrasiden vazgeçmeyi" gerektirecek bir tehdit boyutunda görünmüyor.

Üstelik günümüzde "dış dünyanın" demokrasi açısından tam tersine bir etkisi bile söz konusu.

Bir yandan kendisi ile bütünleşmeyi uzun dönemli dış politikamızın bir parçası yapmış olduğumuz Avrupa Birliği, Türkiye'de demokrasinin geliştirilmesini istiyor, öte yandan Amerika Birleşik Devletleri, kurduğu özel izleme birimi ile Türkiye'deki demokrasinin gelişmesini yakından gözlemliyor.

Sonuç olarak "dış dünyanın" günümüzdeki "temsili demokrasi krizini" atlatmakta, en azından belirgin bir olumsuz role sahip olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional