Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

TEMSİLİ DEMOKRASİ KRİZİNDE ŞERİATÇILAR VE ATATÜRKÇÜLER

Bugün Türkiye'de, "parlamenter demokrasinin", ya da öteki adı ile "temsili demokrasinin" krizde olduğu açıktır.

Bu krizi 3 Haziran 1998 tarihinde Prof. Korkut Boratav Cumhuriyet'teki "Söyleşiler" adlı sütununda şöyle dile getiriyordu:

"(Temsili demokrasiye olan) Bu toplumsal destek bence ‘iki ayaklıdır' ve aydınlar ile emekçi halktan oluşur. Aydınlar, parlamenter demokrasiyi hukuk devleti, çoğulculuk ve insan harları getirdiği için; seçmen olarak ağırlık taşıyan halkımız ise sosyal devleti, istihdamı, yüksek taban fiyatlarını ve mütevazı boyutlu kentsel rantlar sağladığı için desteklemiştir…

"…Şimdilerde neo-liberal politikalar devletin ekonomik ve sosyal işlevlerini adım adım aşındırmakta; dolayısıyla seçmenin siyasi iktidarlardan talep edeceği alanlar giderek yok olmaktadır…

"…Öte yandan neo-liberal politikaların devletin çürümesinin, çeteleşmenin bir arada gitmesi tesadüf değildir. ‘İşini bilen memurlar'ın saygın sayıldığı bu ortamda silah kullanan devlet güçlerinin fiilen mafyalaşması; devlet aygıtını tutsak hale getirmesi; insan hakları ihlallerinin doğallaşması, hukuk devletinin felce uğraması adım adım kaçınılmaz olmuştur. Bu yozlaşma, parlamenter rejim süregelirken meydana gelmiş; aydınlar da böylelikle, temsili demokrasiye karşı güvenlerini yitirmişlerdir."

Boratav'ın yukardaki satırları "demokratik ve sosyal hukuk devleti"nden sapmanın ekonomik ve sınıfsal sonucunu vurguluyor.

Olayın bir de siyasal-ideolojik yanı var:

Demokrasi, bazı cahillerin ya da kötü niyetlilerin öne sürdüğü gibi sadece "çoğunluk iradesine" dayalı bir sistem değildir; tam tersine, bireyi çoğunluk baskısına karşı koruyan, doğrudan doğruya endüstri devrimi ile ortaya çıkan "insan hakları" kavramına bağlı bir rejimdir.

Unutmayalım ki ortaçağ engisizyonu da, Hitler ve Stalin rejimleri de "çoğunluğa dayalı" idiler ama hiç bir demokrasi değildi.

Demokrasinin bireyi korumasına karşılık "bireyin temel hak ve özgürlükleri" kavramı, "herkesi devlet karşısında eşit sayan bir demokrasi anlayışını yıkmak için" kullanılamaz. Yani din, dil, ırk farklarına dayalı bir devlet yapısı, hangi ırk ya da hangi din anlayışına dayalı olursa olsun, demokrasi adına savunulamaz.

Aynı biçimde "Türkiye'yi ırk ya da din adına bölüyorlar" feryadı ile temel hak ve özgürlükler, yani demokrasi de rafa kaldırılmaz.

Daha açık söyleyelim, gerek PKK'nın, gerekse şeriatçıların, kendi kafalarındaki rejimi kurmak için demokrasiyi yozlaştırmakta olmaları, demokratik hak ve özgürlüklerden vazgeçmek için gerekçe olarak kullanılamaz.

Hele hele demokrasiyi çağdaş bir rejim ve yaşam biçimi olarak işaret etmiş olan Atatürk adına bu "otoriter tavır " asla savunulamaz.

Tabii ki insanlar Türkiye'de otoriter bir rejimi savunabilirler ve hatta askeri yönetim dönemlerinde olduğu gibi bunu uygulayabilirler de, ama bu otoriter rejim uygulamasını Atatürk adına savunmak hem tarihe hem de Atatürk'e ihanet olur. (12 Eylül yönetimi bu yanlışı yapmıştır ve bugün ülkemiz hâlâ bu hatanın faturasını ödemektedir.)

* * *

Türkiye'de "temsili demokrasi krizi" dört ayaklıdır:

1) Rejimin destekleyen aydınlar ve dar gelirliler zarara uğradıkları için desteklerini çekmekte, burjuvazi de yeterince gelişmediği için, ağırlığını demokratik-hukuk devletinden yana koyamamakta", Bülent Eczacıbaşı gibi, kara para ile birlikte kayıt dışı ekonomiye de karşı çıkan cılız sesler yağma çılgınlığı içinde yokolup gitmektedir.

Bu durum, "temsili demokrasinin" sınıfsal ve ekonomik tabanını zayıflatmıştır.

2) PKK saldırısı ile şeriatçıların (özellikle eğitim alanındaki) çalışmaları ve kazanımları, demokrasinin geleceğine ilişkin umutları önemli ölçüde gölgelemektedir.

3) İktidarların insan haklarına hiç de saygılı olmayan çeşitli uygulamaları bir "insan hakları krizi" yaratmıştır .

4) Devlete egemen olan yağmacı kültür, mayfa-politikacı-bürokrat-tarikat-ticaret beşgeni çerçevesinde demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan "demokratik hukuk devleti" kavramını yıpratmıştır.

Uzun dönemde PKK ve şeriat saldırısı ile tehdit altında olan, bugün ise "Sosyal Güvenlik Reformu" ve "Tahkim" gibi sorunlar ile boğuşmakta olan "temsili demokrasimiz" hem uzun dönemli hem de kısa vadeli nedenlerden kaynaklanan bu krizi nasıl atlatabilir?

Ya da atlatabilir mi?

Bu soruların yanıtları haftaya!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional