Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

"PATETTES, DOMATTEEES" TERÖRÜNDE

TERMOSİFON VE TELEFON İŞKENCESİ

Karısı ve çocukları tatilde olan Adam, bir profesördü.

O gece sabaha kadar yeni kitabının üzerinde çalışmıştı.

Sabah ezanının sesiyle birlikte, çalışmasını bir noktaya ulaştırmış olmanın mutlu yorgunluğuyla yatağa girdi; gözlerini kapadı.

Aradan ancak bir kaç saat geçmişti ki, kafasına bir tokmak vurulmuş gibi sıçrayarak uyandı.

Bet bir ses, canhıraş bir biçimde, cızırtılı bir hoparlörden, açık bıraktığı pencerenin tam dibinde "Patattes, domatteees" diye bağırıyordu.

Sabah yürüyüşlerinde, hoparlör kullanmaması için "Birisi senin evinin önüne gelip hoparlörle bağırsa ne yaparsın" sorusunu sorarak nezaketle uyardığı kamyonetli satıcı yine patates, domates ve soğan satıyordu sokakta.

Üstelik hoparlörden çıkan doğa dışı cayırtıdan sonra, arkada oturan çocuk yine sokağı çınlatan bir biçimde, aynı sözcükleri yineleyerek müşterileri uyarıyordu.

Yani hoparlöre aslında gerek yoktu.

Ama o "arabesk yağma kültürünün saldırganlığı" yok mu, tüm sokakları çınlatan bir sesle hoparlörden bağırabilmenin getirdiği egemenlik duygusu, patates soğan ve domates satmaktan kazandığı paradan daha büyük bir tatmin veriyordu şoför-satıcıya herhalde.

Adam, uykusunu alamamış olmanın sersemliği içinde duşunu almak için kendini banyoya attı.

Fakat dehşetle gördü ki, henüz on yıllık bile olmayan ve Türkiye'nin en büyük holdinginin, en büyük beyaz eşya firması tarafından üretilen elektrikli termosifon patlamış, etrafı sular basmıştı.

Evdeki bütün beyaz eşya aynı marka idi.

Çünkü gerek adam gerekse eşi, "maldan çok hizmete, üründen çok servise önem veren" insanlardı ve bu marka ürünler en kaliteli olmasalar da o ürünlerin tamir servisinin en iyi oduğunu sanıyorlardı.

Adam derhal telefona sarıldı, servise haber vermek için.

Telefonu kaldırınca meşgul sesi geliyordu. Bozulmuştu.

Faksa bağlı olan evdeki ikinci telefona sarıldı. O da bozuktu.

Adam, cep telefonu ile hoparlörden yükselen "patattes, domattes" cayırtıları arasında termosifonun servisine eriştiğinde, ancak ertesi gün ilgilenilebileceği müjdesini(!) aldı.

Rica minnet, servisin teknisyenleri o gün geldi ve sökülen termosifonu Adam, özel bir araba ile, servisin Levent şubesine yolladı.

Böylece ikinci müjdeyi(!) de aldı: Delinen kazanın yedeği serviste yoktu, fabrikadan istenecekti, kaç günde geleceği bilinmezdi.

Adam bu arada ısrarla telefonlarının arızasını bildirmek için 121 numarayı çeviriyor, fakat, telefon numarasını kodladığı zaman, hatların dolu olduğu gerekçesi ile, arıza kaydı işleminin devamına olanak olmadığını bildiren bir band kaydı ile karşılaşıyordu.

Sonuç olarak, adam, Türkiye'nin en zengin kenti İstanbul'da, İstanbul'un en lüks mahallelerinden birinde, hoparlörden yükselen doğa dışı, adeta cehennemden gelen parazitli bir "patattes, domattes" cayırtısının beynini delen sesleri altında, sanki bir hafta öncesinde kokan insanlar konusunda yazdığı yazının intikamı alınırmışcasına, termosifonu bozulmuş ve tamir edilemiyeceği belirtilmiş, bütün bunlar yetmiyormuş gibi telefonları da tamir edilemez olarak kesilmiş biçimde yaşamaya mahkum edilmişti.

Adam yılmadı.

Yazı yazdığı gazetenin santralını ve tanıdığı bir sekreteri de aynı noktalara odaklayarak, termosifon ve telefon sorunlarını çözmeye çalışmayı sürdürdü.

Sonunda, yeni bir kazan temin edildi, ama bu kez de eve gelip termosifonu monte edenler bağlantısını yanlış yaptıkları için, kablolar yandı, sigortalar attı.

Sonunda adam, telefon arızasını da kaydettirebildi, ama bu kez de, tamire gelen teknisyenlerin, evde kimse olmadığı için geri döndüklerini bildiren bir band kaydı ile karşılaşmaya başladı.

Bu boğucu sıcaklarda termosifonunu ve telefonlarını kullanamayan ayrıca doğa dışı bir "domattes, patattes" cayırtısı ile beyni dağlanan Adam, en sonunda, "hiç bir şey yeyip içememe ve sürekli kusma" şikayeti ile gittiği Florance Nightingale hastahanesinde 24 saat için izlenmeye alınırken, koluna serum takan hemşireden tansiyonunun 17'ye 10, ve vücudunun kurumak üzere (dehydrate) olduğunu öğrendi.

Öykümüz, bedeni Florance Nightingale doktorları, termosifonu, dışardan getirtilen elektrikçi (çünkü Adam inatçı oduğu için yine servisi aramış, servis yine teknisyen yollamış, gelenler, ‘bu sigorta yanmış' diyerek, termosifonu yine çalıştırmamışlardı) telefonları ise Türk Telekom'da Nevzat Bey adlı bir şefin yolladığı teknisyen tarafından tamir edilmiş olan Adamın, "Koskoca İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, koskoca İstanbul Valisi Erol Çakır, koskoca Belediye Başkanları Müfit Gürtuna ve Yusuf Namoğlu, yasalara aykırı olarak hoparlörle terör saçan bir patettesci, domattesci karşısında acizler mi" diye düşünerek haftalık yazısını noktalaması ile son buldu.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional