Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

SAVAŞIN FARKINDAYIZ VE GÜLHANE PARKINDAYIZ!

1968 yılında başlayan öğrenci eylemeleri yavaş yavaş "toplumsal dinamitin fitiliyiz" yanlışına dönüşürken, yarı eleştirel, yarı sarkastik iki argo tekerleme, genel durumu çok iyi özetliyordu:

Birinci olarak, en ufak bir tartışma ya da çatışma işaretinde gençler hemen artık bir slogan haline gelmiş olan yanıtı yapıştırıyorlardı:

"Varsa bir durum, yapalım açık oturum".

İkinci olarak, özellikle provokasyon, ihbar ve benzeri karışık durumlarda derhal, sloganlaşmış olan öteki deyiş gündeme geliyordu:

"Herşeyin farkındayız ve Gülhane parkındayız".

Birinci tekerleme bir yandan her sorunun ancak tartışılarak, karşılıklı bir etkileşim içinde çözüleceğine ilişkin bir inancı öte yandan sürekli yapılan açık oturumlara yönelik, "artık çok mu oluyor" biçimindeki hafif bir özeleştiriyi, ikinci tekerleme ise bütün eylemlerin aslında "yönlendirilmekte" olduğu iddiasına karşı, bu iddianın gerçek olduğunu farkedip de birşeyler yapamamanın yansıttığı umutsuzluğu ifade ediyordu.

Nitekim, sadece 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin artık tarihe mal olmuş bulunan ve Türkiye'yi yıllarca geriye götüren gerçekleri değil, sonradan yayınlanan ve en son örneği Hasan Cemal'in kitabı olan, soldaki ve sağdaki anılar da, 1968'de başlayan bütün bu eylemlerin nasıl "yönlendirildiğini" açıkça ortaya koydu.

İşte son günlerde Türkiye'nin bu kez de "uluslararası platformda" hızla bir yerlere doğru gittiğini (ya da daha doğru bir deyişle götürüldüğünü) gördüğümde, 1968 yılında başlayan eylemlerin "aymazlığı" aklıma geldiği için yazımın başlığında bu aymazlığa karşı üretilen biraz "gayri ciddi" bir slogan kullandım..

* * *

Önce mevcut duruma soğukkanlı bir biçimde "nesnel" olarak bakalım:

Türkiye'nin savaş uçakları NATO üyesi ülkelerin uçakları ile birlikte, Yugoslavya'yı bombalıyor.

Müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri'nin savaş uçakları, bizim havaalanlarımızdan kalkarak, komşumuz Irak'ın göklerinde devriye uçuşu yapıyor ve bazı askeri hedefleri bombalıyor.

NATO içindeki müttefiklerimizin Yugoslavya'yı bombalayan uçaklarının bir bölümü bizim ulusal havaalanlarımızı kullanıyor.

Kara birliklerimiz Kıbrıs'ta, ikiyüzbin kişinin can güvenliği için ulusal bekçilik görevi yapıyor.

Yine kara birliklerimiz Bosna Hersek'te Balkanların bir bölümünde sağlanmış görünen bir ateş-kes için nöbet tutuyor.

Güneydoğu'da, komşularımız tarafından desteklenen ve şöven bir ırkçı ideoloji adına eylem yapan teröristler, sürekli olarak karakollarımıza ve sanayi tesislerimize saldırı düzenliyor ve sonra da sınırı geçip yine komşu devletlere sığınıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri, komşularımızda üslenen bu teröristleri kovalamak için, sürekli olarak sınırlarımızın dışında "sıcak takip" yapıyor.

Hem komşularımız hem de bazı emperyalist güçlerce desteklenen PKK'li teröristler, psikolojik açıdan toplumu "Türkler ve Kürtler" olarak bölmek için "Türkler arasında Kürt düşmanlığı yaratmak" amacıyla büyük kentlerde amaçsız ama vahşi terör eylemleri düzenliyor, masum insanları katlediyorlar.

Batı, Doğu, Kuzey ve Güney komşularımız, içinde bulunduğumuz Batı İttifakı'nın (bu ne biçim ittifaksa) başka bazı üyeleri ile birlikte, Türkiye'nin "destabilize" edilmesi için, bir yandan teröristlere para ve silah yardımı yapıyor, öte yandan siyasal arenada da destek sağlıyorlar.

Hemen her gün, çevremizdeki ailelerden birinden bir "şehit cenazesi" çıkıyor.

Çok kısa olarak özetlediğim şu duruma bakıp da söyler misiniz lütfen "savaşın bundan farklı bir tanımı mı var?"

* * *

Bütün bu koşullar, gittikçe küçülen bir dünyada, "21. Yüzyıla girerken Türkiye'nin oynayacağı roller" ile yakından ilgili.

Türkiye İmralı duruşmaları dolayısıyla, yalnızca bir terörist saldırıyı değil, 21. Yüzyılda nasıl bir dünyada, nasıl bir bölgede ve nasıl bir ittifak içinde yer aldığını da irdelemek zorundadır.

Bu yapılmadığı takdirde, bu güne dek "ülkenin bütünlüğü adına dökülmüş olan kanlar" boşuna akıtılmış hale dönüşebilir.

Dikkat edelim de otuz yıl sonra bir başka köşe yazarı "Herşeyin farkındaydılar ve Gülhane Parkındaydılar" demesin bizim için.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional