Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MENDERES DEMOKRASİYİ NASIL YOZLAŞTIRMIŞTI?

Türkiye'de politikacılar herşeyi yozlaştırıyor.

Önce demokrasiyi, sonra ahlâkı, sonra tarihi.

Bugün, Menderes'i rehber edindiğini söyleyenler için küçük bir anımsatma yapmak istiyorum.

Türkiye'nin demokratikleşme açısından kaçırdığı en büyük fırsat 1950-1960 arasıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni dünya düzeni çerçevesinde, İsmet İnönü, "çok partili rejime" geçme kararı alınca Türkiye'nin önüne gerçek bir "demokratikleşme" fırsatı çıktı.

İsmet Paşa'nın bu kararı, Cumhuriyet'i kuran kadroların, hem "Batı dünyasında yer alma" hem de "çağdaş bir ulus devlet yaratma" hedeflerini yansıtan bir karardı.

Cumhuriyeti ilan eden "Devletçi-Seçkinci" kadrolar, bu kez de demokrasiyi kuruyorlardı.

1950'de yapılan serbest seçimlerle Demokrat Parti iktidara gelince, herkes demokrasinin daha da gelişmesini bekledi ama ne yazık ki "Devletçi-Seçkincilerin" hazırladığı şans ile iktidarı ele geçiren "Gelenekçi-Liberaller", reaksiyoner tutumlarından kurtulamayıp, toplumu yine geri götürmeye kalktılar.

1950, İsmet Paşa'nın "demokrasi zaferi" idi. Ama tek parti yönetiminde yetişmiş Bayar ve Menderes bunu, bir "demokratikleşme sürecine" çeviremediler. Tam tersine, demokrasiyi katlettiler.

Bu anlamda, Menderes ne yazık ki, "demokrasi şehidi" değil, "demokrasi katili" oldu.

* * *

Tek parti dönemi, savaş alanlarından zaferle gelmiş bir ordunun kılıçları ile kurduğu iktidarı simgeliyordu.

Oysa Demokrat Parti, "sandıktan çıkmıştı"; hem de zafer alanlarından gelip, kılıçlarının gücüyle iktidara el koymuş olanların kurduğu sandıktan.

Yani DP iktidarının altında "demokrasinin meşruiyeti" yatıyordu.

Demokrasiyi yozlaştırarak bu meşruiyeti aşındıran Demokrat Parti, böylece kendi sonunu da hazırlıyordu.

"Demokrasi", Demokrat Parti'nin anlayışına göre, sadece "çoğunluk yönetimi" anlamını taşıyordu.

Sığındıkları tek slogan "Milli irade" kavramı idi.

Oysa "Milli İrade" kavramını "çoğunluğun diktatörlüğü" biçiminde algıladıklarından, demokrasiyi geliştirmek bir yana, İsmet Paşa'dan devir aldıkları rejimi, muhalefet hakkı, basın özgürlüğü, üniversite özerkliği gibi konularda daha da geriye götürüyorlardı.

Örneğin, basın, hakkında yolsuzluk iddiasında bulunduğu kişiler için mahkemelerde "ispat hakkı" mı istiyor, "İsmail Hakkı mı, o da ne?" denilerek bununla alay ediliyordu.

İnsan hakları, muhalefet hakkı, basın özgürlüğü, sendika özgürlüğü, bilim özgürlüğü gibi kavramların, hiçbir anlamı kalmamıştı.

Orduya "Battal Gazi ordusu", üniversite hocalarına "kara cüppeliler" adı takılmıştı.

Hapishaneler gazeteci dolmuştu.

* * *

1957 seçimlerinde yüzde ellinin altında oy alınca, Demokrat Parti, bir sonraki seçimleri kaybedeceğini anlamıştı.

Bu nedenle de seçimlere, muhalefeti kapattıktan sonra gitmek istiyordu.

Menderes bir ara, yetkilerini o dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'a devretmeyi ve böylece doğrudan bir askeri yönetime gitmeyi bile düşünmüştü.

Sonunda çareyi sivil bir darbe yapmakta buldu.

Mecliste onbeş milletvekilinden oluşan bir tahkikat komisyonu kurdu.

Bu komisyona, hem asker hem sivil mahkemelerin yetkilerini, aynı anda hem savcı hem yargıç görevlerini verdi. Kararların temyizi yoktu.

Komisyonun görevi ise "muhalefetin rejim aleyhtarı faaliyetlerini araştırmak"tı.

Menderes, bu sivil darbe ile, ana muhalefet partisi olan CHP'yi kapatarak seçimlere gidecekti.

İşte 27 Mayıs askeri müdahalesi bu karardan sonra yapıldı.

Ne yazık ki Menderes ve iki arkadaşı, demokrasiyi çoğunluk diktatörlüğüne dönüştürerek anayasa suçu işledikleri gerekçesi ile asıldı.

Çok partili siyasal tarihimizin bu üç idam ile lekelenmesine yol açan süreci başlatanlar Demokrat Partili basiretsiz liderlerdi.

"Demokrasiyi", "milli irade" sloganı altında, milletvekillerine "Siz isterseniz Halifeliği bile getirirsiniz" diyerek "çoğunluk diktatörlüğüne" çeviren Menderes, bu hatayı yaşamı ile ödemişti.

Ama bu trajik son, ne onu "demokrasi şehidi" yapar, ne de "demokrasi katili" olduğu gerçeğini unutturabilir.

Siz, sakın nostaljik duygu sömürüsüne ve tarihin saptırılmasına aldanıp, yamyamlara oy vermeyin.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional