Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

ÖNSEÇİM MASKARALIĞI, LİDER SULTASI VE KÜSKÜNLER

Yanlış adamlar doğru iş yaparsa, ya da yanlış amaçla doğru bir iş yapılırsa tepkiniz ne olur?

Siyasal tartışmalarımızda genellikle sorunun özünü gözden kaçırdığımız için, kişilerin üzerinde odaklaşıyor, bu nedenle de sonuçsuz arayışların labirentlerinde ömür tüketiyoruz.

En sevdiğim atasözlerinden biri, "Kırk katır mı istersin, kırk satır mı?" sorusudur.

Bildiğiniz gibi bu soru, "ayrı yönlere doğru kırbaçlanacak kırk katıra bağlanıp parçalanarak mı ölmek istersin, yoksa kırk satırla doğranarak mı" seçeneklerini anlatan bir deyiştir.

Genellikle insana sunulan her iki seçeneğin de olumsuz olduğunu belirtmek için kullanılır.

İşte 18 Nisan için alınan erken seçim kararının yeniden gündeme getirdiği "lider sultası" ve bunun alternatifi olarak sunulan "önseçim maskaralığı" tartışmaları ile "küskünlerin" yeniden meclisi toplama çabaları bana bütünüyle "kırk katır mı kırk satır mı?" sorusunu anımsattı.

Önseçimden dertli olanlar bir değil, bin.

Geçen haftaki yazım üzerine o denli çok telefon faks ve e-posta aldım ki tahmin tasavvur edemezsiniz.

Önce geçen haftaki makalede adı geçen kişilerden Mehmet Sevigen'in aradığını ve kendisinin, İstanbul ikinci bölgede, on ayrı ilçede önseçime girdiğini ve bunların hepsinde ya birinci ya ikinci sırada çıktığını, bu durumu ise, belediye meclisi üyeliklerinin pazarlıklarına değil, her olayda halkın içinde bulunduğuna borçlu olduğunu söylediğini belirtmeliyim.

Pek doğal olarak, bu sözler kendisinin, ilçelerin tümünde ya da bazılarında belediye meclisi üyeliği dağıttığı biçimindeki suçlamayı ortadan kaldımıyor ama, ben kendisi hakkındaki iddiaları yazmış olduğum için, savunmasını da aynıyla sizlere aktarmayı bir borç bildim.

Aynı biçimde Şişli Belediyesinin Eski Başkanı Gülay Atığ'ın babası İlyas Çokay ile annesi Naciye Çokay da bir açıklama yollamışlar ve kızlarının yolsuzluktan yargılanmakta olduğunu, henüz hüküm giymediğini ve Gökkafes rezaletinin de Gülay Atığ'dan sonraki ANAP'lı Belediye Başkanı Cüneyt Akgün zamanına ait olduğunu söylemişler.

Benim yazdıklarımda bunlara aykırı bir husus yoktu ama, açıklamalarına yer vermezsem, kızlarına haksızlık yaptığımı düşünebilirler diye, yolladıkları yazıyı burada sizlerle paylaşıyorum.

Zaten benim sorunum kişilerle değil sistemle.

Şimdi gelelim öteki tepkilere.

Önseçim konusunda her partide durum aynı.

Herkes "isyanları oynuyor".

Seçmen açısından ise değişen bir şey yok.

Bizi ha "reisin" belirlediği yamyamlar yemiş, ha "delegelerin".

Örneğin, Ankara'da bir banka şubesinde müdürlük yapan Hikmet Kurnaz Ordu ilinde, DSP'den aday adayı olmuş ve bakın bu konuda ne diyor:

"Bu kez de yamyam çokluğundan ‘yamyam' olamadım… Yeter ve gerek koşul için, il, ilçe delege çetelerinin masalarında ‘konsomatris' olarak bulunmak, eş dost ilişkilerinde nasıl siyasi rant yaratılır sohbetleri yapmak gerekiyormuş… Artık bilinen il, ilçe delege yönetim çeteleri ile iş birliği içine girmeden insan ‘yamyam' olamıyor."

Bu konuda, rahmetli Uğur Mumcu'nun ağabeyi, değerli sınıf arkadaşım Ceyhan Mumcu da, Fatma Girik'in, birlikte çalışacağı meclis üylerini bizzat belirlemek istemesinin ise bir başka "yamyamlık yöntemi" olduğunu belirterek yer darlığından dolayı özetleyemediğim beş öneride bulunuyor ve sonra devam ediyor:

"Yamyamlık, sistemi her geçen gün yiyip bitirmeyi büyük bir iştahla sürdürüyor. Sağlığa zararlı sigaranın tiryakiliği gibi, biz de bu yamyamlığın tiryakisi olduk. Montesquie boşuna söylememiş, ‘Her ülke layık olduğu rejimle yönetilir' diye.

İşte aslında hepsi geçen dönem "reisler" tarafından belirlenmiş olan "küskünler hareketi" bu ortamda ortaya çıktı.

Üstelik de kendilerini oraya getiren reislerine karşı.

Ama yine de ben, herkes niye bu insanlara kendi çıkarlarını koruyorlar diye kızıyor anlamıyorum.

Sanki hiç bir olumlu düzenleme yapılmadan gidilen seçim kararı "çıkarlar" gözetilmeden mi alınmıştı?

18 Nisanda hem yerel ve genel secimlerin birarada yapılması, hem de seçim yasası, siyasal partiler yasası, dokunulmazlık gibi konular çözülmeden seçime gidilmesi çok doğru bir karar mıydı?

Liderler (yani reisler), ellerindeki malzemeyi çok iyi bilirler, çünkü kendileri de aynı malzemeden yapılmışlardır.

Reisler gerçekten halkı düşünüyorlarsa, "küskünlerin" kendi çıkarları açısından meclisi toplamaları, liderlerin müdahalesi ile, "gerekli yasaların çıkarılması" eylemine dönüştürülemez mi?

Evet önümüzde iki soru var:

Seçimler 18 Nisan'da mı yapılsın, ertelensin mi?

Adayları liderler mi belirlensin, delegeler mi?

Aslında soru çift değil tek: Ey seçmen, yamyamlar tarafından yutulmadan önce, kırk katır mı istersin, kırk satır mı?


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional