Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AMERİKA'DAN BAKINCA DARBE KOKUSU ALINIYOR MU?

Ecevit'in "nafile turları", büyüyen ekonomik krizle bütünleşince insanlarda tedirginlik başladı.

Tam Türkiye'nin Amerika'dan nasıl göründüğüne ilişkin olarak "bilgisayarda döktüreceğim" ("kaleme alacağım" karşılığı olarak)-(ama iki anlamlı "döktürmek" sözcüğünün kullanılışı üzerine dikkat isterim) bu yazıyı yazmaya oturmuştum ki, Radyo Foreks-BBC'den Esin Serdaroğlu aradı ve "Büyüyen ekonomik kriz, işten çıkarmalar, Konya'da bir general ile bir belediye başkanının sert tartışması ile bütünleşince, yani askerlerin şeriat tehlikesine karşı hassiyetleri, sıkı istikrar tedbirleri gerektiren bir ekonomik bunalım ile birleşince, ortaya yeni bir dönemeç, yeni bir 12 Eylül durumu ve dolayısıyla yeni bir darbe tehdidi mi çıkıyor?" diye sordu.

Serdaroğlu belki bu sözcükleri, tam bu şekilde sıralamadı ama, sormak istediği soru, benim yukarda özetlediğim biçimdeydi.

* * *

Amerikalıların önemli bayramlarından biri olan "Şükran Günü"nün arifesi, Library of Congress'in bir salonunda, Türk bilimadamları, Amerikalı bilimadamları, Amerikalı bürokratlar ve bir değişiklik olmak üzere, Türk politikacıların yerine, Amerikalı politikacılar, bir yandan tarihsel açıdan Atatürk'ün "ulusal egemenlik" kavramını irdeliyoruz, öte yandan güncel olarak, "seçim sistemleri" ve "başkanlık sistemi" tartışmaları yapıyoruz.

Amerikalı bilimadamları, dünyada ve Birleşik Amerika Devletleri'nde demokrasinin nasıl geliştiğini anlatıyor.

Amerikalı politikacılar, Amerikan siyasal sisteminde parti disiplininin olmayışını, bireysel başarı öyküleri aktararak övüyor.

Bu arada hemen belirtmeliyim ki, konuşan üç kongre üyesinden ikisi, "parti değiştirerek" adaylıklarını koymuş ve kazanmışlar.

Yani "parti değiştirme" yalnız bize özgü değil.

Tabii orada "küçük ama çok önemli bir ayrıntı" var: Bu politikacılar bir parti adına seçildikten sonra, seçmenlerine ihanet ederek ve tüm ülkenin önünde dönek durumuna düşerek parti değiştirmemişler:

Daha işin başında, yani seçmenin karşısına çıkarken, "biz daha önceleri şu partidendik ama şimdi bu partiden aday oluyoruz ve bu kimliğimizle sizden oy istiyoruz" demişler, öyle seçilmişler ve seçildikleri partiden başka partiye de sonradan geçmemişler.

Gerek Amerikalı Türklerin, gerekse Amerikalı uzmanların bir bölümü, Türkiye'deki rejimi çıkmaza sokan "parti liderleri oligarşisini" aşabilmek için, Amerika'daki "başkanlık sistemini" öven ve bu sistemi Türkiye'ye de öneren konuşmalar yaptılar.

Fakat hem benimle birlikte bir tebliğ vermek üzere Türkiye'den gelen Prof. Ersin Kalaycıoğlu'nun, hem de benim, kesin ve ikna edici bir biçimde "Parlamenter Demokrasi" lehine tavır koymamızdan sonra, (belki de nezaketlerinden dolayı) bu düşüncede ısrar eden kimse olmadı.

Amerikalı Türkiye uzmanlarının (ki aralarında Türkiye'de görev yapmış eski istihbaratçılar da vardı) genel kanıları, güncel sorunlara karşın, Türkiye'nin Atatürk'ten bu yana siyasal ve ekonomik olarak önemli bir yol almış bulunduğu ve önündeki güncel sıkıntıları da ilerki yıllarda aşacağı biçimindeydi.

Benim ikinci konuşmamda son derece açık ve seçik bir biçimde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye'nin "Siyasal İslam"ı, Amerika Birleşik Devletleri'nin de desteğiyle, iç politikada resmen kullanmış olduğu ve bugünkü sıkıntıların bir bölümünün bu davranıştan kaynaklandığı konusundaki açıklamalarıma ne Türklerden ne de Amerikalılardan bir tepki geldi.

* * *

En ilginç tepkiyi, tüm gün bütün konuşmaları büyük bir dikkatle izleyen iki yaşlı hanımdan aldım.

Seminerin bitiminde yanıma gelen bu hanımlardan saçları tümüyle beyazlaşmış olanı, kendini Amerika Birleşik Devletleri'nin 12 Eylül dönemindeki Türkiye Başkonsoloslarından biri olarak tanıttı ve benim Atatürk hakkındaki ilk konuşmam sırasında belirttiğim "12 Eylül yönetiminin, gelmiş geçmiş en anti-Atatürkçü iktidar olduğu ve üstelik de kendisini Atatürkçü diye tanımlamak gibi bir tarihi sapmayı vurguladığı" yargıma tümüyle katıldığını belirtti ve şu çok anlamlı bilgiyi ekledi:

"Ben o sırada Türkiye'de görevli askeri ateşelerimizle, 12 Eylül yönetiminin Atatürkçü olmadığı ve desteklenmemesi gerektiği konusunda sürekli tartışırdım, ama beni dinlemezlerdi" dedi.

* * *

Sonuç olarak Amerika'dan bakıldığında da (hiç olmazsa şimdilik) Türkiye'de bir "darbe kokusu" alınmıyor.

Üstelik, oradaki Türklere egemen olan kötümserlik, bugünlerde yaşadığımız tüm olumsuzluklara karşın, Amerikalılarda gözlenmiyor.

Darısı "bulanık suda balık avlayanların" başına!

Ayrıca unutmayın, önümüzdeki seçimlerde yamyamlara oy yok.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional