Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

YAĞMA KÜLTÜRÜ VE KÜLTÜR BAKANLIĞI

 

Ben şanslı bir köşe yazarıyım.

Haftalık yazı yazdığım halde, ele aldığım bir çok konu, ya yazıyı yazdığım gün ya da gazeteye yolladıktan sonra, güncel oluveriyor.

Geçen hafta birincisini yazdığım bu yağma yazısı da öyle oldu:

Yalım Erez'in bütün büyük gazetelerin manşetlerinde yer alan "yozlaşan politika ve politikacı" çıkışı, siz bu ikinci yazıyı okumadan iki gün önce Türkiye'nin gündemine düşüverdi.

 

* * *

 

Ülkemizde 1950'li yıllardan beri "gecekondulaşma" adı altında gelişen "toprak yağması", bu yağma sonunda zengin olanların siyasal partilere egemenliği sürecini başlatmış, bu süreç sonunda, tüm ülkenin bir "arabesk yağma kültürü"nün pençesine düşmesine yol açmıştır.

Özal döneminde ön plana çıkan soygun, "arabesk bir liberalizm" değil, doğrudan doğruya "arabesk bir yağma kültürü"dür.

Çünkü bu yağmada, devletin bir araç olarak kullanılması, hiç bir "liberal ekonomide" rastlanamayacak boyutlarda bir talanı ortaya çıkarmıştır.

Devletin denetim ve desteğinde geliştirilen bu yağmanın üç ana alanı vardır:

1) Gecekondulaşma ile başlayan, sonradan özel ve resmi kuruluşların da katıldığı yasa dışı "toprak yağması".

2) Tahsis, teşvik ve çeşitli "resmi" ayrıcalıkların kullanılması ile gelişen, nüfuz suistimaline dayalı "mal ve hizmet yağması".

3) Usulüne uydurulmuş ya da doğrudan usulsüz kredi tahsisleri yoluyla, devlet bankaları aracılığı ile yapılan "sermaye yağması".

Bu üç alanda yapılan "yağma" ile, "politikacılık" bir "zenginleşme" aracı olmuş, ülkenin pek çok kaynağı, bir çok kişiye "haksız kazanç" sağlarken, verimli ve rasyonel olmayan bir biçimde ziyan edilmiştir.

Bu yağmaların hepsinin ortak özelliği, hukuk dışı ya da hukuku zorlayan yöntemlere dayalı olması, devletin izni ve desteği ile yapılmış bulunması ve bu yağmayı gerçekleştirenler zenginleşirken, ortak varlıklarımızın yoksullaşmasıdır.

Ekonomik olarak uğradığımız pek çok "görünmez zararın" yanında, başta İstanbul olmak kaydı ile büyük kentlerimizin giderek "yaşanamaz" bir hal alması bu yağmanın gözle görünür, günlük yaşamda algılanır sonuçları arasındadır.

 

* * *

 

Ülkemizin doğal ve tarihsel alanları, Kültür Bakanlığı'nın koruması altındadır.

Bakanlık, yasaların kendisine verdiği bu "koruma görevini", "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları" aracılığı ile yapar.

Bu kurulların, Bakanlığın siyasal baskılarından ve "yağmacı kültürün" aç gözlü özlemlerinden uzak tutulması gerekir.

Kültür Bakanlığı'nın bütün kuruluşlarının toplamından daha önemli bir işlevi bu kurullar yapar, çünkü bu kurulların koruduğu alanların yağmalanması, ülke zenginliklerimizin doğa ve tarih bakımından, geriye dönülemez biçimde yokolması sonucunu doğurur.

"Arabesk bir yağma kültürü" bütün ülkeyi pençesine alırken, pek doğal olarak, bu kurulların üzerinde de büyük baskılar oluşur.

Kurul üyeleri, genellikle konularında uzman olan tarafsız ve özerk meslek ve bilim insanlarından oluştuğunda, "yağmacı kültür" önlerinde engel olarak gördükleri bu kişileri harcamak için, Kültür Bakanı üzerinde "siyasal baskı" kurar.

İşte bu noktada Kültür Bakanlarının tarihsel sorumlulukları ortaya çıkar:

Bakan, küçük hesaplar yaparak, yeniden seçilmek için delegelerini ve örgütünü tatmin etmek uğruna bu yağmaya destek mi verecektir, yoksa, bir devlet adamı sorumluluğu ile, ülkesinin tarihini ve doğasını korumakla yükümlü olduğunu anımsayıp, koruma kurullarının arkasında, yasalardan yana tavır alarak, sağlam bir direnç mi sergileyecektir?

Koruma Kurullarının kararları bağımsız olduğu ve bunlara ancak yargıda itiraz edilebildiği için, yağmadan yana olan Bakanlar, kararları değiştiremeyeceklerinden, önceden, kurul üyelerini görevlerinden alır, ve yerlerine ya bakanlık memurlarını ya da kendi sözlerini dinleyecek kişileri getirirler.

İşte İstanbul'da Boğaz'dan sorumlu olan Koruma Kurulu'ndaki görevine idari yargı kararı ile dönen değerli korumacı Oktay Ekinci'nin, hem de idari yargı kararına karşın, yeniden görevden alınmasının önemi buradadır.

Üstelik Oktay Ekinci görevinden alınan ilk "korumacı üye" de değildir. Yılmaz Hükümeti'nin DSP'li Kültür Bakanı, İzmir'de Prof. Numan Tuna ve İstanbul'da Prof. Zeynep Ahunbay olmak üzere, aralarında bizzat kendi atadığı kişiler de olan "korumacılığı ile tanınmış" bir çok üyeyi daha görevden almıştır.

Bence Deniz Baykal, dışardan destek verdiği bu hükümet ile seçim tartışması yapmak yerine, "yağma olayını" gündeme getirse, hem partisine hem de ülkeye daha büyük yararlar sağlar.

 


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional