Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

TİTREYEN GÖL'DE BİR ÖKÜZ

 

Son yıllarda, orta ve üst gelir gruplarındaki insanlar, bayramları, hükümetin de yardımıyla, uzatılmış ara tatiller olarak kullanmaya başladılar.

Ben son iki yıldır sadece, çok sevdiğim okumak yazmak ve öğretmek gibi işleri yaptığım için, çok çalışmama karşın yorulmuyorum.

Bu nedenle de tatil gereksinmem yok.

Ama eşim, hem çok çalışıyor hem de çok yoruluyor.

Bu nedenle, bu kurban bayramında, adeta gelenekselleşmiş tatil arkadaşlarımızın küçük bir bölümüyle bir Antalya gezisi olanağı ortaya çıkanca, bunu hemen değerlendirdik.

Bu yazıda size bu tatilin ve Antalya'nın genel güzelliklerinden söz etmeyeceğim.

Size, 1950'li yıllarda "gecekondulaşma" adı altında gelişmeye başlayan ve artık iyice olgunlaşarak, 21. yüzılda Türkiye'yi pençesinde kıvrandıracak olan "arabesk yağma kültürü"nün, bizzat tanık olduğumuz, insan doğasını da açığa vuran bir olayını aktaracağım.

 

* * *

 

Dört aile, Kurban Bayramını Antalya'nın Manavgat ilçesi yakınındaki "Tireyen Göl" bölgesinde, Arinna adlı bir otelde geçirdik.

Duygu ve Uğur Büke, Şule ve Adnan Bucak (Sedat Bucak ile akrabalıkları yoktur), Mehtap ve Muharrem Sarıkaya, eşim ve ben.

Ben bir saatlik sabah yürüyüşlerimi, dört gün boyunca "Titreyen Göl"ün çevresinde yaptım. İstanbul'un çöp ve egzost kokulu sokaklarından sonra ilaç gibi geldi.

Esas biçimi "Güney Antalya Turizm Projesi" ile planlanmış olan çevre enfes.

Titreyen göl ile deniz arası bir kaç yüz metre. Bizim otel tam ikisinin ortasında.

Gölün çevresi beton bir rıhtım ile çevrilmiş. Onun ötesinde ise, yeşil alanlar, ormanlar ve oteller var.

Ormandan çıkabilecek ya da kentlerden gelebilecek öküzlere karşı da, beton rıhtım'ın üzerine demir kazıklar dikilmiş. Çünkü bildiğiniz gibi son yıllarda öküzler de artık teknolojik ve ekonomik gelişmeye ayak uydurarak motorize oldular, üstelik de Mercedes ya da BMW gibi, doğal güçlerini yansıtacak markaları seçiyorlar.

İşte anlatacağım olay, Bayramın üçüncü günü, öğleden sonra, dört ailenin "Titreyen Göl" çevresinde yaptığı gezinti sırasında oldu.

Ben en önde gidiyordum.

Birden arkamda bir motor gürültüsü duydum.

Titreyen Gölü görmüş olanlar bilir, rıhtım yürüyüş için yapıldığından, son derece dardır.

Bir otomobil oradan ancak, yürüyenleri sağa sola savurarak geçebilir.

Yüksek sesle, "Ben buna yol vermeyeceğim" dedim.

Arkamdan gelen Adnan son anda uyardı, "Çekil, ezileceksin".

Kendimi can havliyle yana attım.

Adnan, camı ve gömleğinin yakası göğsüne kadar açık, kalabalık ailesini aracın içine doldurmuş, "otomobili ile yürüyüş yapan" esmer ve bıyıklı söföre, "Taa İstanbul'dan gelmişsiniz, buradaki insanları rahatsız etmeye utanmıyor musunuz?" dedi.

Arabanın plakasındaki 34 rakamını görmüş olmalıydı.

Şöför yanıt verdi, "Burası senin tapulu malın mı?"

Adnan, "Ben vatandaşım, bütün Türkiye benim malım".

Şoför, "Ben de vatandaşım, o zaman burası benim de malım".

Adnan, "Madem senin de malın, öyleyse niçin korumuyorsun da herkesi rahatsız ediyorsun?"

Şoför, Adnan'ın bu mantıklı sorusuna, tek bir sözcük ile son derece mantıklı bir yanıt verdi, "Öküz!"

Ve direklerle önü kesilmiş olduğu için, arabayı yeşilliklere doğru gazladı, gitti.

 

* * *

 

Sevgili okuyucularım, biz de böylece, 21. yüzyılda, tüm Türkiye'yi yerel ve merkezi siyaset aracılığı ile pençesine almış olan "yağmacı arabesk kültürün" bir "küçük görüntüsüne" daha tanık olduk.

Bu kültür, gasp yoluyla kamunun ve özel kişilerin arsalarına el koyarak politikacıların da desteğiyle zenginleştikten sonra, yarım yüzyıllık bir süreç içinde, ilçe ve il belediyelerindeki egemenliklerini, parti delegelikleriyle de birleştirerek, siyasal partileri ve devleti ele geçirmekte, kaba kuvvetin, hukuk devletini çökertmesinin keyfini, evlerde, parklarda, lokantalarda çıkarmakta, doğayı ve tarihi yağmalamakta, ortak yaşam alanlarında özellikle de trafikte, hepimizin canına okumakta ve bu ülkede yaşamayı hepimize haram etmektedir.

Son kitabımda, Türkiye'yi 21. yüzyılda etkileyecek olan üç önemli süreçten biri olarak incelediğim bu olayın, yani "yağmacı arabesk kültürün" ayrıntılı çözümlenmesi için Prof. Sema Erder'in, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı tarafından yayınlanmış olan "Kentsel Gerilim" adlı kitabı ile, İletişim Yayınları tarafından basılmış olan "Ümraniye" adlı çalışmasına bakılabilir.

 


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional