Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BUNALIMDA GÖZDEN KAÇAN PARADİGMA

 

Türkiye garip bir ülke: Çok önemli süreçler gözden kaçırılıyor, ama bu süreçlerin sonuçları üzerinde gereğinden fazla duruluyor.

Esas hastalık olan kanserin adını bile anmayıp, hastanın baş ağrısı üzerinde odaklaşmak gibi.

Hem sorunlar açısından durum böyle, hem de çözüm filizlerini bağrında barındıran gelişmeler bakımından.

Örneğin, 28 Şubat 1997 tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında başlayan ve bugün de belli biçimlerde süren "değişim süreci" ve bu bu süreci gerekli kılan "yapısal bunalım", kimilerince kötü niyetten, kimlerince de cehaletten, sanki ortada bir "asker-sivil" çatışması varmış gibi kamuoyuna sunulmakta, tüm çözümlemeler ve öngörüler bu model üzerine kurulmaktadır.

Oysa bu model yanlıştır.

Günümüzdeki bunalım, bir asker-sivil çatışmasından çok daha yapısaldır ve çok daha vahimdir. Bugün yaşanan kısa vadeli değişim süreci ve (Allah nazardan saklasın) "Büyük basınımıza" yansıdığı biçimiyle bir asker-sivil çelişkisi biçiminde algılanan güncel kriz, bu bunalımın sadece bir görüntüsüdür.

Günümüz Türkiye'sini anlamak için kullanabileceğimiz asıl paradigma, "şeriat ve çete devletinden yana olanlar" ile "demokratik hukuk devletinden yana olanların" arasındaki çatışma çerçevesinde oluşturulabilir.

 

* * *

 

Bugünlerde boğuştuğumuz sorunların yaratıcıları elbette, ne demokratik güçler, ne de 1970'li ve 1980'li yıllarda neredeyse vatan hainliğiyle suçlanmış olan emekçi örgütlenmeleridir.

Bugünkü sorunları yapısal bir biçimde üretenler ve dolayısıyla, çözümlerini de büyük depremler olmadan olanaksız kılanlar, tam tersine, sivil ve asker, "anti-demokratik" devlet güçleridir.

1960'tan sonra, yine bir askeri darbe sonunda kabul edilen Anayasa'nın demokratik açılımlara ilişkin sonuçlarını denetlemek ve tersine çevirmek için, içinde Cumhurbaşkanı Sunay'ın da yer aldığı, askerler tarafından da desteklenen bir model, zamanın Başbakanı Demirel ve arkadaşları tarafından oluşturuldu: Sokağı sokakla dengelemek, iti kurda kırdırmak, yani 1960'lı yıllarda ortaya çıkan demokrat, sol ve sosyalist eğilimleri demokratik hukuk devletinin açılımları ile değerlendirmek ve yasa dışı eylemler varsa bunları demokratik hukuk devleti çerçevesinde durdurmak yerine, çeteleri ve mukaddes değerler çerçevesinde örgütlenmiş siyasal eğilimleri kullanarak bastırmak.

Sonuç, önce 12 Mart 1971, sonra da 12 Eylül 1980 oldu.

Denetimsiz güçler önce kendilerini yaratanların başlarını yerler: Bu modelin ürettiği çetelerin ve mukaddes değerler çerçevesindeki örgütlenmelerin de, üstelik katmerli bir biçimdeki kurbanı, onların ortaya çıkmasına büyük katkılarda bulunmuş olan Demirel oldu.

 

* * *

 

Devletin sivil ve asker kesimleriyle birlikte ürettiği "milliyetçi çete" ve "siyasal islam" örgütlenmeleri, tam kendilerini yaratan devleti bütünüyle denetlemeye başlamışlardı ki, başka bir beklenmedik değişme ortaya çıktı:

Sovyetler çöktü.

Soğuk savaş bitti.

Devir değişti.

Bugün, "siyasal islama" veya "şeriat devletine" ya da "irticaya" karşı tavır aldığı için Türk Silahlı Kuvvetlerini kıyasıya eleştiren ve "sivil" olduklarını iddia eden çevreler, 1970'li ve 1980'li yıllarda, yukardaki oluşumları birlikte gerçekleştirdikleri orduya alkış tuttuklarını, alkış tutmak ne kelime, tam anlamıyla onunla bütünleştiklerini unutuyorlar.

Her neyse, bu yazıdaki amacım, sağ ve sığ politikacıların ikiyüzlülüğüne dikkat çekmek değil.

Asıl amacım, bugünkü çelişkinin, bir "asker-sivil" kavgası değil, "şeriat ve çete devleti" ile "demokratik hukuk devleti" anlayışları arasındaki bir çatışma olduğunu vurgulamak.

Yani bugünkü kavga, askerlerle siviller arasında değil, 1970'li ve 1980'li yıllardaki asker-sivil ittifakı ile oluşturulan "dinci-çeteci" devlet modeline karşı, "demokratik hukuk devleti modelini" savunan örgütlerin mücadelesidir. Bu örgütler arasında sivil ve asker, resmi ve gönüllü pek çok kuruluş vardır.

Kamplaşma, askerler ile siviller arasında değil, şeriatçı ve çetecilerle, demokratik hukuk devletinden yana olanlar arasındadır.

Nedense işin bu yönü üzerinde duran pek fazla kimse yok..

Bu nedenle de, bugünkü "derin bunalımı" aşmanın tek yolunun da "Demokratik hukuk devletinin" güçlendirilmesi olduğu yeterince tartışılmıyor.

 


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional