Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

SUSURLUK OLAYLARI, ATATÜRK VE BİZ

 

16 Nisan 1920, Çerkez Ethem, Susurluk'ta Anzavur kuvvetlerini yener. Böylece Çerkes Ethem'in ihaneti ile bitecek olan bir çete öyküsü "Birinci Susurluk Olayı" ile tarih sahnesinde yerini alır.

3 Kasım 1996, Susurluk'taki kamyon kazası ile "İkinci Susurluk Olayı" tarih sahnesine çıkar. Birinci Susurluk Olayı ile ortaya çıkan Çete'yi, Birinci Dönem Türkiye Millet Meclisi halleder. İkinci Susurluk Olayı ile ortaya çıkan Çete'yi Yirminci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi halledemez.

Oysa bugünkü rejim bunalımının altında esas olarak, demokratik hukuk devletinin yozlaşması ve siyasal mekanizmaların bu yozlaşmayı durduramaması yatıyor.

 

* * *

 

Demokratik hukuk devletinin, daha henüz kuruluş aşamasında iken zedelenmesi, 1950'lerde, gecekonducuların gaspçılığı ile başladı.

Toprak yağmasıyla birlikte, politikacılar tarikat liderlerinin ellerini öperek, bir başka yozlaşmayı daha başlatıyorlardı.

Sonunda, yağmacılar "yükselen aileler" aracılığı ile bütün partileri ele geçirdiler ve politikacılık eşit yağmacılık oldu.

Bu öylesine köklü bir dönüşümdü ki, ülkeyi rejim bunalımından çıkarmak için kurulan son Mesut Yılmaz hükümeti bile reformları filan bir yana bırakıp, herkesin gözünün içine baka baka, bir toprak yağması kararnamesi çıkartabildi.

Aslında önce toprak yağmacılarına göz yuman politikacılar bir süre sonra, tümüyle onların denetimine girmişti.

Tarikatlar olayı da böyle gelişti. Önce el öpmeyle başlayan flört, sonradan bütün partileri etkileyen bir "tarikat baskısı" halini aldı ve bütün partiler buna boyun eğdi.

Sonunda devlet, özellikle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde bunların denetiminde biçimlendi.

Çete olayında da aynısı oldu: Devlet önce, gecekondu yağmacılığından ve tarikat dalkavukluğundan yaklaşık on-onbeş yıl sonra, 1960'ların sonuna doğru, sola karşı dinci ve milliyetçi örgütlenmeleri özendirdi.

Bir süre sonra bu örgütler, devlet denetimini aşıp, kendi amaçları için cinayet işlemeye ve soygun yapmaya başladılar.

Devlet, bir süre sonra bunları taşeron olarak da kullanmaya kalktı.

Gecekondu yağmasında ve tarikat dalkavukluğunda ortaya çıkan aynı sonuç bu kez "çeteler" alanında da görülüldü. Çeteler önce bürokratları ve politikacıları, sonra da bunlar aracılığıyla devleti ele geçirdi.

 

* * *

 

Önce toprak yağmacılarına, sonra tarikatçılara, en sonunda da cinayet çetelerine teslim edilen devlet, nasıl kurulmuştu?

İşte tam bu noktada, bir kara mizah var:

Mustafa Kemal ve arkadaşları, parçalanmış ve yokolmuş bir imparatorluğun enkazından bir ulus-devlet yaratmaya çalışırlarken ellerinde ordu adına ciddi bir örgütlü güç kalmamıştı. Kalıntılar da yorgun, bezgin, silahsız ve cephanesizdi.

İngiliz, Fransız, İtalyan ordularının Anadolu'yu ve İstanbul'u işgal etmeleri yetmiyormuş gibi, ayrıca Batı'dan Yunanlılar, Doğu'dan Ermeniler topraklarımıza girmişlerdi.

Halife-Sultan yani Padişah, düşmanla işbirliği içindeydi. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının boyunlarında Padişah'ın Şeyhülislamının idam fermanı asılıydı.

Padişah yanlıları sürekli olarak Mustafa Kemal'e karşı silahlı ayaklanmalar düzenliyorlardı.

Bu durumda, gerek isyanların bastırılmasında, gerek düşmanla çarpışmakta kullanılabilecek güçlerin başında Çerkez Ethem'in birlikleri geliyordu.

Ama Çerkez Ethem, bir çeteci idi: Emir dinlemeyen, isyanları zulümle, gaspla ve yargısız infazlarla bastıran bir çeteci.

Mustafa Kemal ve İsmet İnönü bir an tereddüt etmediler: Çete, denetim altına alınacak, devlet otoritesi (Attila İlhan'in üslubu ile, "dikkat isterim: henüz kurulmamış olan bir devletin otoritesi") tesis edilecekti.

Ethem Ankara'ya geldiğinde, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının elinde sadece birkaç asker vardı. Bunlar da pencere altına filan yerleştirilip güvenlik sağlandı.

Sonunda Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının "devlet otoritesi" yani "hukuk devleti" anlayışı Ethem'i mağlup etti.

Bugün yağmacılara, tarikatlara ve çetelere teslim edilen devlet işte böyle kurulmuş bir devlettir.

Sonra da bunları hatırlatanlara, utanmadan "1930'ların çözümlerini dayatan dinozorlar" deniyor.

 


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional