Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

REFAH'IN KAPATILMASI VE GÖZDEN KAÇANLAR

 

Türkiye'de yine göz gözü görmüyor. Her kafadan bir ses çıkıyor.

Peki işin doğrusu nerede?

Refah'ın kapatılması iyi mi oldu kötü mü? Neye göre iyi, neye göre kötü denilebilir?

Demokrasimiz darbe mi yedi yoksa güçlendi mi?

Bu kapatma kararı Refahın görüşlerinin daha güçlenmesine mi yol açacak yoksa bir zayıflama mı olacak?

* * *

Bugün aslında, geçen hafta başladığım, "kent hukuku dışı alanlarda" gelişen gecekondu kültürünü, "siyasal yolsuzluk ve rüşvet ahtapotunun beynini ve kollarını" yazacaktım.

Ama güncel gelişmeler, uzun zamandır tartışılan Refah Partisi gerçeğini gündeme getirdi.

"Ahtapotun beyni ve kolları" yazısını gelecek haftaya erteleyip, bugün, Refah konusunda pek herkesin dikkatini çektiğini sanmadığım bazı gerçeklere işaret etmek istiyorum.

* * *

Refah Partisi bugünkü gücüne, yani yüzde 20 dolayındaki oy potansiyeline, İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan iç ve dış konjonktürün desteğiyle gelmiştir.

Dış konjonktür açısından, Sovyetler Birliği'nin hem kendi içinde İslami ideoloji ile rahatsız edilmesi, hem de Güney sınırlarının bir "İslami yeşil kuşak" ile çevrilerek denetime alınması stratejisi, Türkiye'deki "siyasal İslamın" Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenmesi sonucunu doğurmuştur.

Birleşik Amerika'nın bu desteğini çok etkili kılan gelişme, Türkiye'nin yine İkinci Dünya Savaşı sonrası, kayıtsız koşulsuz Batı ittifakına katılmasıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendisinden toprak ve Boğazlarda ortak yönetim isteyen Sovyet tehdidi karşısında yalnız kalan Türkiye, güvenceyi Batı'da aramış ve tereddüt eden Batı'yı ikna etmek için, hem sadakatini hem de gücünü, Kore'de ölen askerleriyle kanıtlaması sonunda NATO'ya kabul edilebilmiştir.

Çok partili düzene geçilmesi sonunda, Cumhuriyet'i kuran kadroların kendi içlerindeki farklılaşmalar da, "ulus-devlet" ilkelerinden geleneksel feodal yapı adına ödünler verilmesini savunanları iktidara getirmiştir.

Sonuç, alt yapısı oluşmamış bir ulus-devlet çerçevesinde, yine gerekli ekonomik ve toplumsal süreçler yaşanmadığı için olgunlaşmamış bir demokrasinin, dış etkiler ve iç fırsatçılık ile yozlaşması olmuştur.

Askerlerin 27 Mayıs 1960 müdahalesi aslında "ulus-devleti" ve "demokrasiyi" çağdaş "Sosyal Refah Devleti" anlayışı çerçevesinde yeniden örgütlemek için yapılmış bir darbedir.

Ama dış konjonktür değişmediği için, bir süre sonra, 1940'ların sonunda ortaya çıkan eğilimler aynıyla 1960'larda ve 1970'lerde de egemen olmuştur.

Bu süreç içinde, "denetimde tutmak" gerekçesiyle, "siyasal İslama" devlet tarafından her türlü desteğin verilmesi ve özellikle İmam-Hatip eğitimin yaygınlaştırılması, Türkiye'yi bugüne getiren en önemli belirleyicidir.

1940'ların sonunda başlayan ve 1950'de yapısallaşan bu oluşum, hem 12 Mart ve 12 Eylül askeri yönetimlerince hem de bu yönetimlerin iktidardan uzaklaştırdıkları ve sonradan tekrar iktidara gelen sivil hükümetlerce tutarlı olarak desteklenmiştir.

* * *

Refah Partisi "olgusu" işte bu dış ve iç desteklerin, "ulus-devlet" öncesindeki geleneksel toplum yapısının kalıntıları ile bütünleşmesi sonunda (daha önceki yazılarımda anlattığım biçimde Prof. Kıray'ın çok iyi çözümlediği gibi) ortaya çıkan bir "sosyolojik vakıadır".

Bir başka toplumbilimsel kuruma, "dine" dayandığı için de, her zaman, her dönemde, yeniden filizlenme ve palazlanma olanağına sahiptir.

Daha net ve kalın hatlarla söylemek gerekirse, "siyasal İslam" hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti hem de O'nun içinde yer aldığı Batı ittifakı'nın lideri A.B.D. tarafından beslenerek bu noktaya getirilmiştir.

Refah Partisi, bu temel toplumbilimsel ve tarihsel süreçlerin, dış ve iç dinamiklerin desteğiyle ortaya çıkardığı bir "sonuçtur".

Temel süreçler aynı kaldığı takdirde, bunların ürettiği "sonucu" kapatsanız da bir şey değişmez, kapatmasanız da!

Nitekim bu noktaya, Milli Nizam Partisi'nin ve Milli Selamet Partisi'nin kapatılması yoluyla gelmedik mi?

Peki iç ve dış konjonktür açısından, bu "temel süreçlerin" durumu nedir? Aynıyla devam ediyorlar mı?

İşte asıl önemli olan bu sorunun yanıtı. O da ayrı bir yazı konusu.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional