Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

HUNTİNGTON, YDD VE TÜRKİYE

 

Sevgili okuycularım, size dört hafta boyunca, Huntington adlı Amerikalı bir siyasal bilimcinin görüşlerini aktardım.

Umarım sıkılmamışsınızdır.

Çünkü bu görüşler, Yeni Dünya Düzeni (YDD) ya da Küreselleşme (Globalleşme) denilen olayın tepesinde oturan Amerika Birleşik Devletlerinde ciddiye alınabilecek bir yaklaşımın yansımaları.

Bu görüşleri bilmeden ne YDD'den ne de küreselleşmeden söz etmek olanaklı.

Ayrıca, "siyasal islamın" rolünün çok sıcak olarak tartışıldığı günümüz Türkiyesi'nde, bu konudaki "dış dinamikleri" de bilmek zorundayız.

Hiç kuşkunuz olmasın, "siyasal islamın" Türkiye'deki yazgısında Amerikanın rolü, Amerika'nın rolünde de Huntington'un görüşlerinin payı büyük olacak.

* * *

Evet, geçen haftadan devam ediyoruz Huntington'un eleştirisine.

Yedinci olarak, yine Türkiye'yi de ilgilendiren biçimde, Batılılaşma süreci için, İslami değerlerin tümüyle yadsınması gerektiğini söylüyor. Oysa böyle "toptancı" yaklaşımlar, çoktan terkedildi sosyal antropolojide. Huntington, Hırıstiyanlıktaki bölünmelere, uygarlık farklılaşması açısından aşırı değer ve anlam verirken, İslamı, nedense hâ lâ ilk çıktığı andaki gibi, dogmatik, değişmez ve daha önemlisi "monolitik" bir yapı olarak kabul etme yanlışını yapıyor.

Sekizinci bir nokta, kültürel farklılık, (ister dine dayansın, ister ırka) bu denli önemliyse, neden, kültürel farklılıklar, uygarlıklar arası çatışmaları belirliyor da, aynı devletin içindeki farklı kültürler açısından işlevsel olmuyor?

Örneğin, çokkültürlü bir yapıya sahip olan A.B.D. bu açıdan nasıl çatışmalara gebe olabilir? Huntington bu konuyu da es geçiyor.

Dokuzuncu bir nokta, özellikle kültürel açıdan bölünmüş ülkeleri değerlendirirken, seçmen davranışının, yani oy dağılımlarının belirleyici olduğunu düşünmesi, bu nedenle de uygarlık ayrımı gibi temel kültürel bir konu ile günlük siyasal tercihlerin bire bir örtüştüğü gibi bir yanlışa düşmesi, üstelik bu yaklaşımına karşın, Türkiye'deki durumu da yanlış yorumlaması, yüzde 20 oy alan bir partiyi neredeyse halkın çoğunluğu gibi göstererek, Refah Partisi'nin "yüzde 99'u müslüman olan Türkiye'de biz çoğunluğu temsil ediyoruz" söylemi ile yaptığı propagandada düştüğü aynı hatayı tekrarlamasıdır.

Onuncu bir nokta, "uygarlıklararası çatışmalardan kaçınılması" görüşünün, çok yakın tarihte ve günümüzde tanık olduğumuz Amerika'nın Körfez savaşı gerçeği ile doğrudan çatışıyor olmasıdır.

Günümüzdeki gerçeklerle bile uzlaşamayan ve daha da önemlisi bu gerçekler yanlış ise, doğru yolu göstermekte de hiç bir ip ucu veremeyen ve başarı gösteremeyen bir kuram, geleceği ne denli açıklayabilir?

* * *

Bence Huntington'un bu çok tartışmalı ve bilimsel olmaktan çok, spekülatif nitelik taşıyan çalışmasının tek bir doğru yanı var, o da bütün kültürlerin, uyuşturucu ile, rüşvetle ve kara para ile savaşmak zorunda olduğu ve bu konuda uygarlıklar ve devletlerarası işbirliğinin gerçekleştirilme zorunluluğu.

Bu önerisi bir yana, Batı dünyasını yönetenlerin, Huntington'un şövenizme yakın duran ve tam bir ayrımcılığı teşvik eden genel kuramına çok prim vereceklerini sanmıyorum.

A.B.D. ya da Batı Avrupa olarak, bir yandan dünyada insan haklarının şampiyonluğunu yapacaksınız, ve bu konuda tüm insanlıktan gerçek bir destek alacaksınız, öte yandan, kendi uygarlığınız dışındaki tüm kültürleri aşağılayıp onlara karşı bir "haçlı ruhu" ile saldıracaksınız.

Bu denli ikiyüzlülük, uluslararası ahlak (yani ahlaksızlık) açısından olanaklı olsa bile, "küreselleşen dünyamızda" gizlice becerilebilecek bir davranış gibi gözükmüyor.

Huntington'un Türkiye ile ilişkili olarak önerdiği, Atatürk'ün mirasının olduğu gibi yadsınması ve Türkiye'nin yedinci yüzyıl İslam uygarlığına dönmesi, yani bir şeriat devletine geri gitmesi ise yalnız Türkiye'nin değil, tarihin ve bilimin gerçeklerine de aykırıdır.

Çünkü Atatürk, hem Türkiye'ye hem de insanlığa, Hitler faşizmi ya da Stalin komünizmi gibi tarihsel bir parantez değil, tarihin akışını yakalamış bir devrimcinin, insanlığın gelişme sürecine uygun atılım uygulamalarını getirmiş bir devrimcidir.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional