Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MİLLİYETÇİLİĞİ AŞARKEN:

ABADAN-UNAT VE KIŞLALI

 

Siyasette "mukaddes" kavramların kullanılması kimseye yarar sağlamaz. Sadece üzerinde siyaset yapılan kitlelerin kan dökmesine yol açar.

Din, ırk ve milliyet, genellikle insanların "mukaddes saydığı" ve üzerlerinde "akılcı" bir tartışmaya girmekten çok, duygularıyla davrandıkları konulardır.

Zaten bu kavramların her üçü de, genellikle bireyin iradesinden çok, "tesadüflere" bağlıdır: İnsanın nerede doğduğuna ve nerede büyütüldüğüne ilişkin tesadüflere.

Onun için diyorum ki: "Din, ırk ve milliyet üzerine siyaset yapmayalım".

İnsanlık, tüm din, ırk ve milliyetleri eşit sayan bugünkü demokrasi aşamasına gelene dek çok kan döktü bu kavramlar için.

Din uğruna işlenen cinayetler, bütün semavi dinlerin tarihinde birer kara lekedir.

Biraz derinliğine baktığınızda, bu cinayetlerin "kim yönetecek", "nasıl yönetecek" sorularına yanıt aranırken, yani "siyaset yapılırken" döküldüğünü göreceksiniz.

Tarihi bırakın, Cumhuriyet Türkiyesi'nde, 1970'li yılların sonundaki Kahramanmaraş ve Çorum katliamları ve daha birkaç yıl önce ülkeyi yasa boğan Sıvas katliamı, din ve milliyet duygularının sömürülmesindeki yanlışları vurgulamıyor mu?

12 Eylül öncesinde, kendilerine "ülkücü" ve "Türk milliyetçisi" diyen katiller, bu toplumun en iyi yetişmiş beyinlerini öldürmediler mi?

Daha yirmi yıl önce, "Türk milliyetçiliği" kavramı, "katil" kavramı ile eşit tutulur hale gelmemiş miydi?

Bugün sadece Güneydoğuda değil ülkenin tümünde, kana susamışlığını, kadın erkek, genç yaşlı, çoluk çocuk demeden her an sergileyen PKK, bu eylemini "Kürt milliyetçiliği" adına yapmıyor mu?

PKK'nın asıl "bölücülüğü", Türk kökenli vatandaşlarımızla, Kürt kökenli vatandaşlarımız arasında bir kin ve nefret yaratma eyleminde ortaya çıkmıyor mu?

* * *

Oysa, "her birey, bir yere, bir gruba ait olmak ister".

İşte bu "aidiyet duygusu", dindir, ırktır, milliyettir.

Bu duygular, esas olarak insanı yücelten, başka insanlarla birlikte uyum içinde birarada yaşamasını ve insanlığa katkıda bulunmasnı sağlayan kavramlardır.

Peki bunlar ne zaman "kan dökmenin" "ayrımcılığın" "cinayetlerin" kaynağı oluyor?

Bu sorunun yanıtı açık: Politikacılar (ya da dini liderler, ki bu örnekte onlar da politikacıdır) insanları, kendi etraflarında toplamak için, "ortak düşmanlar" yarattıkları ya da bazı insanları "düşman olarak" işaret ettikleri zaman.

Tarih, bu ilkenin, her dinde her ırkta ve her milletteki çirkin uygulama örnekleriyle doludur:

Para mı çalacaksınız: Buyrun haçlı seferlerine!

İktidara mı yürüyorsunuz: Vurun azınlıklara!

Liderliğinizi mi pekiştireceksiniz: Kâ firlere ölüm!

Çıkarlarınızı zedeleyen kararlar mı alınıyor: Şeriat isteriz!

İnsanları mı dolandıracaksınız: Allah rızası için; milletimizin esenliği adına; partimizin güçlenmesi için; verin!

* * *

İki güzel insan, Atatürk milliyetçiliğinin, ayırıcı değil, birleştirici, başka milletleri küçültücü değil, onlarla birlikte kendini de yüceltici duygularını yaşayarak ve yaşatarak tüm ülkeye örnek oldular, oluyorlar.

Milliyetçilik ideolojisinin, milliyetçilik kavramının, tüm insanlıkla birlikte Türk Milleti'ni de, ayrımcılık yapmadan, şövenizme kaymadan, faşizmin tuzaklarından kaçınarak, tam tersine, hümanist bir felsefe içinde bizzat yaşanarak, nasıl işlevsel kılınabileceğinin en güzel örneklerini iki muhteşem kadın verdi:

Biri kendi yaşamı ve kendi kalemiyle, öteki bir trafik kazası ile noktalanan kendi yaşamında ve eşinin satırlarında.

Aslında, gerek tarihte, gerek günümüzde, bu iki kadının sergilediği kadar cesur ve uygar başka hümanist milliyetçilik örnekleri de mutlaka var. Ama bu iki insanın özelliği, deneyimlerinin yazıya dökülmüş, kitaplaşmış olması.

Nermin Abadan-Unat'ın "Kum Saatini İzlerken" ve Ahmet Taner Kışlalı'nın "Bir Türkün Ölümü" adlı kitaplarını mutlaka alın, okuyun ve okutun.

Nermin Abadan-Unat'ın ve Nilgün Kışlalı'nın yaşam deneyimleriyle bir "Türk olarak" övünün, ama "Türk olmayanlar"a da onların baktığı biçimde bakmasını öğrenin.

Bilin ki, Türkiye, bugün yaşadığı bunalımı, 21. yüzyılda, bu iki kitapta vurgulanan yaşam biçimi ve düşünceler ile aşacak.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional