Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

TÜRK "BABA", MACAR "BABA" VE GÜL BABA

 

Yıl 1994: Zigetvar'da Kanuni Sultan Süleyman Anıtı açılmış, Budapeşte'de Gül Baba türbesi geziliyor.

Kendi içinde bir başka "örnekolay" olan bu anıtın öyküsünü "Ben Müsteşarken" adlı kitapta kısaca, ama vurucu taraflarını öne çıkararak eğlenceli bir biçimde anlatmıştım.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, açılıştan ve anıtın dikilmesinde gösterilen büyük başarıdan fevkalade keyifli.

Osmanlı dehasının, devşirmelerden oluşan yeniçeri ordusunu islamlaştırmakta işlevsel kıldığı bektaşiliğin "babalarından" Gül Baba'nın türbesini bu keyifle gezmeye başlıyor ve binanın neredeyse çökecek olan yıpranmış halini görünce bütün keyfi kaçıyor.

Oysa Gül baba türbesinin restorasyonu da planlanmış. Mimarı bulmuşuz, hatta projeyi bile çizdirmişiz, fakat para yok.

Bütün bu işlerin arkasındaki motor güç olan, Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel, Macar mimar Tamas Pinter'i de Türbe ziyaretine çağırmış. Pinter, restorasyon eskizleri elinde, gözleri bende, bekliyor.

Cumhurbaşkanı'nın yanına yaklaşıyorum, "Bir dakika size birşey gösterebilir miyiz?" diyorum.

Benim, bütün gezi sırasında, olayı düzenleyen kişi olarak geride sessiz bir biçimde durduğumu bilen Demirel hemen, "Buyrun" diyor.

Derhal Pinter'i çağırıyorum ve restorasyon projesi, eskizler gösterilerek, bir-iki dakika içinde Cumhurbaşkanı'na anlatılıyor.

Demirel bana dönüyor, "Bu projenin mali portesi nedir?" diye soruyor.

"Bir milyon doları aşmaz" diyorum.

Cumhurbaşkanı, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir milyon dolar nedir ki, hemen başlayın" diyor.

İşte 3 Eylül 1997 günü Budapeşte'de, Macar dostlarımızın da katkı ve yardımlarıyla onarılarak pırıl pırıl olmuş, çevresi hem aslına uygun, hem de güncel estetiği yansıtan bir biçimde düzenlenmiş Gül Baba türbesinin açılışı, böyle başlayan bir öykünün mutlu sonu.

Cumhurbaşkanı geziye, açılışta güzel bir konuşma yapan Kültür Bakanı İstemihan Talay ile birlikte, eski bakanlardan Fikri Sağlar'ı da davet etmiş. Böylece hem "devletin devamlılığı", hem de "vefa" duygusu vurgulanmış.

* * *

Macaristan'daki projeleri gerçekleştiren Mehmet Özel, orada da kendine bir "Baba" bulmuş: Macar Devlet Başkanı Göncz.

Çok bunaldığı ve çaresiz kaldığı durumlarda Devlet Başkanı Göncz'e başvuruyor ve bizzat "Macar Baba"nın müdahalesi ile sorunlar çözülüyor, işler yürüyor.

Göncz "baba"nın bir özelliği de türbenin olduğu mahallede büyümüş olması ve kız arkadaşı ile sık sık türbeye gelmesi.

Böylece, Türkiye'de hoşgörünün simgesi olan Bektaşilik, "Gül Baba'nın" kimliğinde ve kişiliğinde, Türk Baba Demirel ile, Macar Baba Göncz'ü buluşturuyor.

* * *

"Baba"nın asıl darbesi, ertesi gün, tarihimizde Eğri Kalesi olarak bilinen, zaptedilmesi son derece güç olduğu için Osmanlı'yı çok uğraştırmış "Eger"i ziyaretimizde geliyor:

Bir gece önce Göncz babanın yemeğinde, Türkiye ile Macaristan arasındaki dayanışmayı NATO ve AB düzlemlerinde vurgulayarak, "Batı Dünyası içindeki Türkiye" imgesine ağırlık veren Baba, bu kez Belediye Başkanı'nın öğlen yemeğinde, Eğri kalesinin savunmasında, Macar kadınlarının Osmanlı ordusunu püskürttüğünü belirtiyor.

Böylece bu şövenist ve maço dünyada, hem Osmanlıya karşı bir Macar başarısını hem de bunun arkasında kadınların olduğunu anımsatarak, "Büyük Türkiye"nin komplekssizliğini, uygarlığını, çağdaşlığını, devletin en yetkili ağzından kanıtlıyor.

"Baba"nın bu sözleri, Cumhurbaşkanı'nın konuşmasını sessizce dinlemeyi gerektiren tüm protokol kurallarının çiğnenmesine, ve yürekten kopan alkışlarla nutkun kesilmesine yol açıyor.

Ben, Cumhurbaşkanı'nı dinlerken, Isparta'nın bir köyünden çıkan "Çoban Sülü"yü bu makama getiren "fırsat eşitliğini" ve bu eşitliğin Anayasadaki yansıması olan "sosyal devlet" ilkesini anımsıyorum.

Gül Baba ve Kanuni anıtlarından fışkıran, ve Budapeşte'deki bir parktan (yine bizim diktiğimiz bir büst olarak) uzaklara bakan Atatürk'ün gözlerinde yoğunlaşan ışıltıların, çağdaş, sosyal, demokrat, hem laik hem müslüman, hem batılı hem Türk, uygar ve etkin bir ülkenin gücünü ve günümüz dünyasında vardığı tarihsel sentez noktasının önemini aydınlattığını düşünüyorum…

Ve bu aydınlıktan nasibini alamamış olanlara acıyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional