Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

TRAJİ-KOMİK BİR TAHTEREVALLİ ÖYKÜSÜ

 

1) 1950 yılında serbest seçimleri kazanarak iktidara gelen Demokrat Parti Yöneticileri, çok partili demokratik rejimi kuran ve bu seçimlerin yapılmasını sağlayan Cumhuriyet Halk Partisi Yöneticileri'nden daha dindar değillerdi ama demokrasiyi daha az özümlemişler ve çok daha az benimsemişlerdi.

2) Demokrat Parti Yöneticileri, sayesinde iktidara geldikleri "çok partili demokrasinin" kurallarına uymadılar. Demokrasiyi sadece "çoğunluğun yönetimi" olarak uygulamak istediler. İnsanların temel hak ve özgürlüklerini ve bu arada basının, sendikaların ve muhalefetin haklarını geliştireceklerine kısıtladılar. Böylece bir baskı rejimine yöneldiler.

3) İkinci Dünya Savaşı sonrası dış konjonktür, Sovyetler Birliğine karşı uygulanan soğuk savaş stratejisi çerçevesinde "siyasal islam"ın, Türkiye'de de desteklenmesini gerektiriyordu. Bu eğilim, Demokrat Parti'nin iç politikada, Cumhuriyetin kuruluşuyla, ellerindeki iktidarı kaçırmış olan "siyasal islam" önderlerinin desteğini arama taktiği ile bütünleşti. Dönemin Başbakanı, siyasal islam'dan aradığı desteği, kamuoyunun önünde bir "dini liderin" elini öperek simgeleştirdi.

4) Demokrat Parti, Mecliste kurduğu, hem sivil hem asker, hem savcı hem yargıç yetkileriyle donattığı, ve kendisine görev olarak "muhalefetin rejim aleyhtarı faaliyetlerini araştırmayı" verdiği, ünlü "Tahkikat Komisyonu" ile, çok partili düzene geçildikten sonraki ilk rejim darbesini yaptı.

5) Sivillerin bu darbesi, askerlerden tepki görmekte gecikmedi: 27 Mayıs müdahalesi, bir yandan ülkenin geleneğine "siyasal amaçlı infazları" sokmak gibi tarihsel bir yanlışı üretirken, öte yandan, "çoğunluğun diktatörlüğünü önleyici, çağdaş ve demokrat" bir Anayasa yoluyla, Türkiye'ye demokrasi yolunda çağ atlamanın yollarını açtı.

6) Fakat "siyasal islam" konusundaki uluslararası konjonktür, egemenliğini aynıyla sürdürüyordu. Kentleşme ve kapitalistleşme süreçlerinde "devlet" olanaklarının kullanılması yoluyla siyasal iktidarın güçlendirilmesi alışkanlığı da. Böylece "siyasal islam" yine iç ve dış dinamik ögelerinin "ortak paydası" olarak ortaya çıktı.

7) Bu çerçevede Dönemin Başbakanı, sürekli olarak "Anayasanın fazla özgürlükçü" yapısından yakındı. Bir yandan İmam-Hatip okullarının açılması, öte yandan "komünizmle mücadele" derneklerinin güçlendirilmesi, bu "fazla bol" olduğu iddia edilen Anayasa ile mücadelede zorunlu stratejiler olarak sürdürüldü. Sonunda bu propagandanın da etkisiyle askerler, on yıl önce kendi yaptıkları Anayasa'yı değiştirmek üzere 12 Mart 1971'de yine yönetime el koydular. İç ve dış konjonktürde bir değişme olmadığı için "siyasal islam"ın bu kez de "askerlerin gölgesinde" desteklenmesi sürdü.

8) Askerler, 12 Mart'ta, 27 Mayıs Anayasası'nı yeterince törpüleyemediklerini görerek, 12 Eylül 1980'de bir kez daha darbe yaptılar. Bütün partileri kapattıklarından, toplumu çapraz kesen bir destek arayışı içinde, "islam"ı kullanmak onlara oldukça işlevsel geldi. Ayrıca dış konjonktür de aynıyla devam ediyordu. İç ve dış dinamik ögeleri bir kez daha "siyasal islam" üzerinde buluştu ve "siyasal islam"a destek, askerler tarafından artık bir "Anayasal Kurum" haline getirildi.

9) 1990'lı yıllarda hem dış dinamik, hem iç dinamik ögeleri değişti. Sovyetler Birliği'nin çöküşü, "siyasal islam"ın dış konjonktür açısından önemini yoketti. İç dinamik ögeleri açısından ise artık kendi sermayesini, kendi eğitimini ve kendi dış ilişkilerini sağlayan "siyasal islam", dışarda Türkiye'ye rejim ihraç etmek isteyen komşularla, içerde ise "bölücü faaliyetler" ile flörte başlamış izlenimi veriyor ve bu niteliği ile, demokratik rejimi tehdit eder görünüyordu..

10) "Siyasal islam"ı bu güce ve konuma eriştirme sorumluluğunu taşıyan askerler ve Cumhurbaşkanı, yine iç ve dış dinamik ögelerinin kesiştiği noktada, eski yaptıklarını düzeltmek için, bu kez işbirliği halinde, "rejime" değil, ama "duruma" müdahale ettiler. Bu bir "Anayasal müdahale" idi. "Bir kısım medya"nın ve Meclis'in desteğiyle sonuca ulaştı. Sınırları içinde kalınan ve müdahale mekanizması için 118'inci maddesi kullanılan Anayasa ise, yüzde 91.4 gibi ezici bir çoğunlukla onaylanmış olmasına karşın, sadece yapısı itibarıyle değil, referandum öncesi, aleyhte konuşulması yasaklandığı için, "Ben bu Anayasaya olumlu oy vermeyeceğim" dedi diye hapse atılan Oktay Akbal örneğinin de kanıtladığı gibi, oylama süreci itibarıyla da "tümüyle anti-demokratik" bir Anayasa idi.

11) Çok partili düzene geçildikten sonra, "müdahaleler" geleneğini başlatan olay, Demokrat Parti Yöneticileri'nin "Tahkikat Komisyonu" aracılığı ile yaptığı "sivil darbe" idi.

12) Askerlerin müdahale ettikleri her durumda, "siviller arasında rejim anlaşmazlığı vardı". Buna 28 Şubat 1997 müdahalesi de dahildir.

Sonuç: Hem iç hem dış dinamik ögelerinin etkisiyle, "siyasal islam"ın gücü ve ağırlığı gittikçe azalacak gibi görünüyor.

Önümüzdeki günlerdeki gerilimin dozunu, "islamcı" örgütlerin ve liderlerin davranışlarının bu eğilime uyup uymadığı hususu belirleyecek.

Dilerim tahterevalli'nin iki ucuna yerleştirilen ağırlıklar, tahtayı yine ortadan kırıp herkesin kafasını gözünü yarmaz.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional