Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

HEKİMLER VE HAKİMLER

 

Çok uzun bir süredir doktorlar ve yargıçlar hakkında bir yazı yazmak istiyordum.

Çünkü ben Türkiye'de doktorların ve yargıçların çok ezildiklerini, bu topluma verdikleri hizmetlerin karşılığını hiç alamadıklarını, hele hele, adalet dağıtan yargıçlara, şifa dağıtan hekimlerden bile daha çok haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

Yargıçları hemen hemen hiç tanımıyorum.

Doktorları ise çok iyi tanıyorum.

Bu nedenle de yazımın argümanlara dayalı ağırlığı daha çok doktorlar üzerinde olacak.

1966 yılında Amerika Birleşik Devletlerinden döndüğümde, Dr. Nusret Fişek'in istek, referans ve desteğiyle, Dr. İhsan Doğramacı'nın kurmakta olduğu Hacettepe Üniversitesi'ne girmiştim.

Bu Üniversite'de "bir ömür tükettim".

Bu, "bir ömrün" çok önemli bir bölümü, geceli gündüzlü doktorlarla geçti.

Gündüzleri Üniversite'de görüştüğümüz, kimi zaman da "boğuştuğumuz" doktor arkadaşlarla, çoğunlukla, geceleri de, buluşuyor ve eşlerimizle birlikte vakit geciriyorduk.

Hacettepe'deki doktor arkadaşlar (ki çoğu profesör idi) Türkiye'deki ilk "tam zamanlı" çalışmayı getirmişlerdi ülkeye.

Hepsi piyasada, Hacettepe'de aldıkları maaşın kat kat fazlasını kolayca kazanabilecekken, kendilerini Türkiye'ye yeni ve çağdaş bir Tıp Merkezi kazandırmaya adamışlardı.

Bir yandan hastalara şifa dağıtıyor, öte yandan iyi bir tıp eğitimi verebilmek için gece gündüz kendilerini harap ediyorlardı.

Bütün bu nedenlerle, Hacettepe'deki doktor arkadaşlarımdan öğrendiğim "hekimlik sorunlarını" ya da "insanlık güzelliklerini" anlatmayacağım burada.

Çünkü onlar, "normal doktorları" temsil etmiyorlardı.

Onların çok üstündeki standartlara sahiplerdi.

* * *

Hacettepe, Türkiye'deki doktorlardan ne kadar ilerde idiyse, Türkiye'deki doktor topluluğu da, genel olarak Türk toplumundan o denli öndedir.

Bir kez, hepsi, "seçilmiş" gençlerden oluşur. Yani tıp eğitimi alabilmek için, üniversite adayları arasında "üstün başarılı" olmak gerekir.

Ayrıca, normal yüksek tahsilden daha uzun ve daha zor bir eğitim görmek zorundadırlar.

Daha sonra, "uzman hekim" olabilmek için, gecesi gündüzü birbirine karışmış en azından bir dört yıl daha gerekir.

Bütün bu uzun ve meşakkatli eğitim süreci sonunda, bir "uzman doktor" ancak otuz yaşları dolayında mesleğini uygulamaya başlayabilir.

Hekimlik mesleği bambaşka bir uğraştır. Ne gecesi vardır ne gündüzü.

Her hasta ile birlikte yaşar, her hasta ile birlikte ölürsünüz.

Üstelik gelişmekte olan bir ülkede yaşadığınız için, bireysel olarak gösterdiğiniz çaba, sağlık personelinin yetersizliği ya da makine ve teçhizat yokluğundan dolayı, genellikle tam randıman vermez. Pek çok olayda, gösterdiğiniz insan üstü gayrete karşın, istediğiniz sonucu da alamazsınız.

İşin ilginç ve acıklı yanı, sağlık hizmetleri kıt ve değerli olduğu için, bütün toplumun gözü hekimlerin üstündedir: Sadece emeğini koyarak, bu nedenle de ruh ve beden sağlığını tehlikeye atan bir yoğunlukla çalışarak kazandığı para, herkesin gözüne batar. Örneğin mevcut vergi sistemi, hekimlerin gelirine devleti, havadan para kazananlara uyguladığı aynı oranlarda ortak eder

Herhangi bir hizmet yaygınlaştırılması söz konusu olduğunda, akla gelen ilk (ve en etkisiz) önlem, derhal doktorlara "mecburi hizmet" yüklemektir.

Sonuç olarak, doktorlar, en zor yetişen ve en çok itilip kakılan meslek gruplarının başında gelir Türkiye'de.

Aynen yargıçlar gibi.

Yukarda söylediklerimin pek çoğu, yargıçlar için de geçerlidir.

Yargıçların sorunları, daha farklı olmakla birlikte, sonuç itibarıyla, hekimlerinki kadar yoğun ve keskin çelişkileri bağrında barındırır.

Bu nedenle de, hekimler ve yargıçlar, sadece meslek uygulamaları açısından değil, normal insanî değerler bakımında da, Türkiye'nin en özverili hizmet gruplarını oluşturur.

Bence bir ülkenin gerçek gelişmişliği, doktorlarına ve yargıçlarına sağladığı olanaklarla ölçülür. Çünkü onlar, insanın ruh ve beden sağlığı ile birlikte, ruh ve beden güvenliğinin de güvencesidir.

Ne güzel söylemiş atalarımız:

"Allah insanı hekime ve hakime düşürmesin ama, onları başımızdan da eksik etmesin!"


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional