Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

İSLAM'A LAİKLİĞİ TÜRKLER GETİRDİ

 

15 Aralık 1055. İslamda, din ile devletin ayrıldığı gün.

15 Aralık 1055. Abbasi Halifesi Kaaim'in emri üzerine, Bağdat'taki Cuma hutbesinin, kendi adı yerine, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey adına okunduğu gün.

İşte o gün, artık "dünyevî saltanat" Türklere geçiyor, Halife "uhrevî " temsilcilik ile yetiniyordu.

* * *

Laiklik, esas olarak, hiçbir semavî dinde yoktur.

İlk indiklerinde ne Musevilik, ne Hırıstiyanlık, ne de Müslümanlık laiktir.

Bütün semavî dinler, öteki dünya ile birlikte bu dünyayı da düzenleyici kurallar içerir. Bunların bir bölümü doğrudan doğruya kutsal kitaplardan çıkarılırken, bir bölümü de, peygamberlerin yaptıklarından ve söylediklerinden doğar.

Zamanla, din bilginlerinin, din başkanı olan devlet yöneticilerinin uygulama ve kararları da, "din adına" , "Allah adına" fetvalar biçiminde, kamu yaşamını da, özel yaşamı da düzenlemeye devam eder.

Papalık, bir teokratik devlet biçimidir. Şeriata dayalı devlet de bir teokratik devlettir.

Her ikisinde de, iktidar, Allahın iktidarı, ona karşı çıkanlar ise şeytanın aldattığı sapıklar sayılır.

Bu durumda, iktidara "muhalefet" etmenin cezasının ne olduğu, ya da ne olacağı bellidir: Dinsizlere, münkirlere, kâ firlere engizisyon ne ceza biçmişse, o. Yani işkence ve ölüm.

Yüzyıllar içinde Papalığın egemenliğinden kurtulmaya çalışan imparatorların, kralların ve prenslerin mücadelesinde dökülen kanlar, insanlık tarihinin en utanç verici sayfalarını oluşturur.

Müslümanlıkta da, dört halifeden üçünün oldürülmesi ve özellikle Ali ile Muaviye arasındaki çatışmadan sonra ortaya çıkan hizipleşmeler ve dökülen kanlar, aslında bir siyasal kavganın, bir otorite çekişmesinin, dine yansımasıdır.

İşte bu ortam içinde onuncu yüzyıldan itibaren Türklerin müslümanlığı kabul etmesiyle İslam tarihinde yepyeni bir sayfa açılmıştır. Emevi ve Abbasi İmparatorluklarının aksine, Selçuklularda devlet başkanı, aynı zamanda halife yani dinî lider değildir.

Devlet başkanının aynı zamanda dinî lider olmayışı, din ve devlet işlerinin ayrımında, yani laiklik konusunda atılmış ilk adım, Türklerin müslümanlığa getirdiği en önemli yenilik ve döneme göre ilk çağdaş değişikliktir.

* * *

Cumhuriyeti ilan eden Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, müslüman bir toplumda, ilk kez laik düzene dayalı bir devlet yapısı kuruyorlardı.

Bir anlamda, Alman Prenslerinin desteğiyle, Hırıstiyan toplumlarında gerçekleşen reformu, Atatürk ve arkadaşları müslüman bir toplumda, aradan geçen beşyüzyılın deneyimlerinden de yararlanarak, daha net ve etkili bir biçimde yapıyordu.

Üstelik, dinlerin kendi tarihleri bakımından, Müslümanlıktaki laiklik de, aynen hırıstiyanlıktaki tarihi andırıyor, müslümanlığın kuruluşunun binbeşyüzüncü yıllarına raslıyordu.

Böylece Tuğrul Bey ve Alpaslan'la başlayan, Fatih Sultan Mehmet'le gelişen laikleşme süreci, Atatürk ile noktalanıyor, ve Türklerin İslama evrensel katkısı olarak, dünya tarihindeki yerini alıyordu.

Tarihleri anımsayalım: Tuğrul Bey adına hutbenin okunması 1055, Malazgirt 1071, Cumhuriyetin ilanı 1923'tür.

Yani Anadolu toprağında yaklaşık 1000 yıllık bir evrim süreci söz konusudur.

Türkiye'de laiklikten geri dönüşün niçin olanaksız olduğunu bilmem anlatabildim mi?

Bin yıllık bir gelişmeyi kim tersine çevirebilir ki?

Ama yine de biliyoruz ki tarih, toplumları, gidebileceklerinden daha geriye götürmeye çalışanların yarattığı facialarla doludur.

İlgililere saygıyla(!) duyurulur.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional