Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MÜRİTLİĞİN PANZEHİRİ: ÖZERK KİŞİLİK

 

 

Türkiye'deki değişmenin hızı gerçekten şaşırtıcı.

Hem Türkiye değişmeye sonradan başladığı, hem de tüm dünyada değişmenin ivmesi artık akıllara durgunluk verecek düzeylere eriştiği için, Batıda bir kaç yüzyıla yayılmış olan değişme ve gelişmeler, ülkemizde birkaç onyıla sığabiliyor.

Geleneksel tarım toplumundan, feodal bir yapıdan, endüstri toplumuna, kentli bir topluma doğru evrimleşen Türkiye, birdenbire kendini, bilgi toplumunun, yani endüstri sonrası toplumun sorunlarıyla çevrili buldu.

Bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de teknoloji çok hızlı değişiyor.

İnanç dünyasındaki değişmeler ise teknolojiye göre çok daha yavaş ve belirsiz bir biçimde ve çoğunlukla çok kan ve gözyaşına mal olarak ortaya çıkıyor. (Kanlı din ve mezhep kavgalarını bırakın, sadece "demokrasi" mücadelesini hatırlayın, o bile yeter.)

Çağımızda, müslüman dünya'daki en önemli değişme 1923'ten beri Türkiye'de yaşanıyor ve evrensel bir biçimde, hırıstiyanlıktan yaklaşık beş yüzyıl sonra, islamın da laikleşmesini simgeliyor.

Üstelik, iki din arasında yaklaşık beşyüzyıllık bir başlangıç farkı da olduğu düşünülürse, dinlerin kendi içlerindeki tarih bakımından, müslümanlıktaki laikliğin de, hırıstiyanlıktaki reform'la aynı yıllarda başladığı dikkati çekiyor.

İşte ülkemizdeki çalkantılar, (tamamen olmasa bile) bir ölçüde, bu evrensel ve muazzam değişmenin, yani bir semavî dinin laikleşmesi sürecinin, Batıda kapsadığı beşyüzyıllık süreye göre neredeyse on kat daha hızlı yaşanmakta oluşundan kaynaklanmaktadır.

* * *

Toplumlar değişirken, bu değişmenin birey üzerindeki etkileri, ya da tam tersi, bireysel değişme ve gelişmenin, toplumu nasıl etkilediği sorusu, pek çok toplumbilimciyi ve sosyal psikoloğu bu konuya eğilmeye zorlamıştır.

Bu alandaki kaynaklarımız çok zengindir.

Tabii Türkiye'de kimse kimseyi okumadığı, hele hele bilime hiç önem verilmediği için, ilgili hocalar dışında, kimsenin bunlardan haberi bile yoktur.

Riesman diye bir bilim adamı, insanları, toplumsal değişme ile olan ilişkileri açısından dörde ayırıyor: (Meraklısı, benim Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği adlı kitabıma bakabilir: s.212.)

1)Gelenekler tarafından yönetilen tip. Geleneksel toplumların insanıdır. Kendini toplumdan ayrı bir kişi olarak göremez. Değişmenin kaynağı ya da konusu olamaz.

2)İçten yönetilen tip. Değişmeye başlamış toplumların tipidir. Geleneklerden çok, içselleştirdiği değerlere ve özellikle, bağlı olduğu otoriteye göre davranır. Toplumdan farklı olan kişiliğinin ayırdındadır. Kendine güvenir. Katı ve müsamahasızdır.

3)Dıştan yönetilen tip. Endüstri toplumlarında ortaya çıkar. Davranışları, başkalarının kendisinden olan beklentilerine uygundur. Dış otoriteye dayanır, esnektir, her yöne çekilebilir.

4)Özerk tip. İçten yönetilen ve dıştan yönetilen tiplerin bazıları özerk tipe dönüşür. Özerk tip kendisini bilinçli olarak yönetir, insanlara duygusal yönden, maddelere yaratıcı olarak yaklaşır. Toplumun hangi kurallarına uygun davranacağına kendisi karar verir. İşte toplumsal değişmenin kaynağı bu tiplerdir.

* * *

Müritler, veya herhangi bir siyasal ya da ideolojik görüşün militanları esas olarak "gelenekler tarafından yönetilen" tiplerden oluşur. "İçten yönetilenler"de "militanlığa" yani müritliğe çok uygun tiplerdir. "Dıştan yönetilenler" ise mutaassıp müritler ya da militanlar olmaktan çok, aracılık ve komisyonculuk gibi görevlerle, kendi parasal çıkarlarına uygun işlevler için siyasal, dinsel ya da ideolojik hareketlere katılır.

Ülke değiştikçe, müritler azalacak, şeyhlerin kaynağı zorlanacaktır.(Ama inanç sömürüsü hiç bitmez! Kimse umutlanmasın. Amerika, İngiltere, Japonya gibi gelişmiş ülkelerdeki örneklere bakarsanız ne demek istediğimi hemen anlarsınız.)

İnsanlarımızı çağgerisi karanlık sömürülerden korumak için, herşeyden önce çocuklarımızı "özerk tipler" olarak yetiştirmeliyiz.

Yani 1950'den beri izlediğimiz eğitim politikasının tam tersini uygulamalıyız.

Hangi politikacılarla? Hangi bakanla? Hangi başbakanla?

Onun yanıtını da lütfen siz verin.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional