Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

ODTÜ'DE BİR TOPLANTI

 

 

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin öyküsünü bilir misiniz?

Duyduğuma göre, saygıdeğer bir "sosyal bilimler" profesörü olan çok sevdiğim hocam Arif Payaslıoğlu, ODTÜ tarihini yazmış.

Prof. Payaslıoğlu, yine duyduğuma göre, bu arada, ODTÜ'de değil, Bilkent'de hocalık yapıyormuş.

Sevgili hocamın yazdığı ODTÜ tarihinden memnun olmayan ODTÜ'nün kurucu rektörü Kemal Kurdaş da anılarını yazıyor.

Biliyorsunuz, (ya da bilmiyorsanız, şimdi öğreneceksiniz) YÖK'un kurucu başkanı Doğramacı bir süre, ODTÜ'nün Mütevelli Heyeti başkanlığını da yapmıştı.

Kurdaş'ın anılarında, ODTÜ ile Doğramacı arasındaki sürtüşmelere ışık tutacak çok önemli açıklamalar olacak.

Bu arada, bildiğim kadar, Prof. Erdal İnönü de anılarının ikinci ya da üçüncü cildinde ODTÜ'deki yöneticilik günlerini aktaracak.

Böylece, gerçekleri, çeşitli yönleriyle öğrenmiş olacağız.

ODTÜ hakkında bir tarihsel gerçeği de ben hatırlatayım size:

ODTÜ modeli, mevcut üniversitelerin özerkliğinden ve (o dönem moda olan sözcükle) "ilericiliğinden" bıkmış olan Menderes hükümeti tarafından, iktidarın doğrudan kontrol edebileceği bir üniversite kurmak için, Demokrat Parti döneminde icad edilmişti.

Üniversite, iktidar tarafından atanan bir "Mütevelli Heyet" tarafından yönetiliyor, ve hocaları, devlet memuru güvencesine sahip olmadan, özel sözleşme ile çalıştırılıyordu. Böylece kaderleri hükümetin iki dudağı arasında olan üniversite hocalarının ve dolayısıyla tüm üniversitenin "iktidarın borazanı" olması amaçlanmıştı.

Sistem kuruldu. İşlemeye başladı ve...

Ve, üniversite-iktidar ilişkileri açısından model tam ters bir sonuç verdi: ODTÜ Türkiye'nin en seçkin, en özgürlükçü üniversitesi oldu.

* * *

İşte bu ilginç ve çok değerli Üniversite'nin Kamu Yönetimi Bölümü geçenlerde "siyaset ve kültür" konulu bir panel düzenledi.

Bölüm Başkanı Raşit Kaya, kolunu kırmış olduğu için, paneli bir başka değerli bilimadamı, Prof Şinasi Aksoy yönetiyordu.

Benim de katıldığım paneldeki öteki konuşmacılar Prof. Türker Alkan ve değerli araştırmacı Necat Erder'di.

Erder, devleti "toplumda meşru olarak güç kullanan tek otorite" olarak tanımladı. Her devletin kendi meşruiyeti için bir hukuk sistemi ve bir ideoloji ürettiğini vurguladıktan sonra, "Susurluk olayı" ile ortaya çıkan bunalımın, bugünkü devlet yapısını bu açıdan zorlayıp zorlamayacağını sorguladı.

Alkan, Türkiye'de demokrasinin, kimse elinde diktatörlük yapacak kadar güç bulunduramadığı için yürüdüğünü kaydetti ve toplumdaki eski değerlerin çözüldüğünü ama yerlerine yeni değerlerin gelmediğini vurguladı.

Erder esas olarak, Susurluk bunalımının, devletin ideolojik ve hukuksal temellerini etkileyecek derecede derinleşme eğilimi gösterdiğini belirtti.

Alkan da, Türkiye'nin laik-dinci, kırsal-kentsel, feodal-endüstriyel gibi, farklı değerler arasında salınıp duracağını söyledi.

Ben, bugünkü olayların uzak nedenlerinin 1950'li yıllara dayandığını, yakın nedenlerinin ise 1980 askeri darbesi tarafından siyasal partilerin kapatılmasında ve o dönemde yapılan uygulamalarda aranması gerektiğini belirttim. Askeri yönetim, partileri kapatarak, politikacıların "eğitilme, süzülme ve seçilme" süreçlerini bozmuştu.

Toplantı, aralarında değerli bilimadamı Korel Göymen gibi hocaların da bulunduğu dinleyicilerin de katkılarıyla üç saat kadar sürdü.

* * *

Benim bu yazıda siz okuyucularıma aktarmak istediğim bilgi, ODTÜ'de olduğu gibi pek çok platformda, "Susurluk olayının" sorgulanarak, yirmibirinci yüzyıla giden ülkemizin geleceğine ilişkin irdelemelerin yapıldığı ve artık, Türkiye'nin bir "yeniden yapılanma" sürecini başlatma zorunda olduğu düşüncesinin gittikçe kabul gördüğü.

Bu süreç içinde, üniversitelerin vazgeçilmez bir yeri var. Fakat, YÖK baskısını yaşayan üniversiteler, henüz bu baskıdan kurtulmadan, bir başka saldırı ile karşı karşıya kalmış durumdalar: İktidar, YÖK aracılığı ile, üniversiteleri tam anlamıyla denetim altına almak istiyor.

Oysa tarih bize, bu tür çabaların bütünüyle ters teptiğini gösteriyor. ODTÜ'nün öyküsünü onun için anlattım.

Ben Türkiye'nin geleceğini Sosyal Demokrat ideoloji çerçevesinde örgütlenmiş yeni bir devlet ve yeni bir hukuk düzeninde görüyorum. Yani toplantıda Necat Erder'in dile getirdiği beklenti doğrultusunda bazı değişmelerin olacağını ve bunların Sosyal Demokrat bir ideoloji çerçevesinde gerçekleşeceğini düşünüyorum.

ODTÜ'nün öyküsünü ve adı geçen panelde konuşulanları, YÖK'ün yokedilmesi gereken mevcut baskısını bile yeterli görmeyerek, Üniversiteleri, iktidarın kölesi yapmak isteyenlere saygıyla duyururum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional