Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

DEMOKRASİDE DİSİPLİN; DAYAK VE HUKUK

 

 

Demokrasi bir araç mıdır, yoksa bir yaşam biçimi mi?

Disiplin kendi içinde doğrudan "faşist" bir kavram mıdır, yoksa demokrasilerin de vazgeçilmez bir ögesi mi?

Dayak, zorunlu bir disiplin yöntemi midir, yoksa kimi zaman tam ters sonuçlar veren çağ dışı bir uygulama mı?

Yurt bilgisi, hukuk, felsefe, sosyoloji, psikoloji ve benzeri konularda eğitimsiz olan toplumumuz hakkında Türkünden Amerikalısına, milletvekilinden belediye başkanına kadar herkes ahkâm kesip duruyor.

Yalan yanlış ne kadar saptırmaca varsa topluma pompalanıyor.

Temel kavramlar iyice toz-dumana bulanınca da öne çıkılıp, yanlış sayıltılar üzerine doğru mantık kurulabilirmiş gibi "cevherler yumurtlanıyor".

* * *

Demokrasi nereye gideceğini bilmeyen şaşkınların rejimi değildir.

Demokrasi, kendilerini faşizmin ya da şeriatın veya başka herhangi bir totaliter anlayışın yönetmesine açık tutanların rejimi hiç değildir.

Kimsenin kuşkusu olmasın: "Demokrasi" bir amaç, bir yaşam biçimi, bireyin, toplu yaşam içinde kendisi için bulabildiği en az sakıncalı rejim şeklidir.

Türkiye'de yerleştirilmeye çalışılan Demokrasi, bu ülke için bir amaçtır.

Üstelik bugünkü işleyişine bakılırsa hayli uzun zaman sonra erişilebilecek bir amaç.

* * *

Demokrasi, tüm siyasal rejimler arasında kurallara en fazla uyum gerektireni, bu nedenle de en çok "iç disiplin" isteyenidir.

Demokrasi dışındaki rejimlerin hepsi zaten kaba kuvvete ve zora dayandığından, ayakta durabilmek için kullandıkları şiddet, bu rejimlerin aynı zamanda işleyiş güvencesini de oluşturur.

Oysa demokrasiler, işleyiş mekanizmaları açısından çoğunluğun kararlarına, varoluş nedenleri bakımından ise bireylerin, yani azınlıkta kalanların temel hak ve özgürlüklerine dayandıklarından, bu ikisi arasındaki denge, pek çok kurala ve biraz abartmalı bir deyişle, neredeyse her bir bireyin tek tek eğitimine bağlıdır.

Bu eğitim bir yandan okulda, ailede ve medyada verilir. Öte yandan hukuk kurallarıyla desteklenir.

Her eğitim gibi bu eğitimin temelini de "tutarlılık", yani disiplin oluşturur.

Ayrıca bu eğitim, doğrudan doğruya kurallara uymayı öğreten, yani "disipline" ilişkin de bir eğitim olmak zorundadır.

Örneğin, kendi yaşamını mukaddes sayıyorsan, başkalarının hayatlarına da

dokunulmaz olarak bakmalı; bunu sürekli olarak uyglamalı ve uygulatmalısın.

"Disiplin" kendi içinde "demokratik" ya da "faşist" bir değer taşımaz: Hangi amaçla kullanıldığına göre değer yüklenir.

* * *

Dayak, geçmişte bir disiplin aracı olarak kullanılmış olmasına karşın, artık "demokrasi disiplininin" bir yöntemi olmaktan çıkmıştır. Tüm şiddet metotları gibi

"çağ gerisi" kalmıştır.

Ne yazık ki, günümüz Türkiyesi'ndeki ailelerin en az yarısında erkekler eşlerini, asgari üçte ikisinde de anne-babalar çocuklarını dövmektedir.

Böylece "dayak", ailedeki disiplinin bir parçası haline gelmekte, anne-babalardan kaynaklanan bir biçimde, öğretmenlerden güvenlik güçlerine, "body-guard"lardan garsonlara kadar, herkes tarafından toplumsal olarak "meşru bir araç" niteliğiyle kullanılmaktadır.

* * *

Demokrasi, disiplin ve dayak arasındaki bu girift ve saptırılmış ilişkiler sorunu, "hukukun üstünlüğü" kavramı ile çözülür.

Demokrasinin "disiplini", dayakla değil, hukuk düzeni ile sağlanır.

Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar ve milletvekilleri başta olmak kaydıyla, tüm yetkililer ve tüm kurumlar, tam anlamıyla "demokratik bir hukuk" denetimine tabi kılındıkları takdirde, toplumun eğitim, güvenlik ve kitle iletişim örgütlenmeleri de bundan doğrudan etkileneceklerdir.

Demokrasi, disiplin gerektirir, disiplin ise hukuğu zorunlu kılar; dayağı değil.

* * *

"Demokratik bir hukuk denetimi"nin günümüz Türkiyesi'ndeki ilk koşulu, l2 Eylül yönetimi tarafından siyasal iktidarın kontroluna açık hale getirilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yeniden bağımsızlığına kavuşturulması, "adli kolluk kuvvetinin" kurulması, milletvekillerinin siyaset dışındaki dokunulmazlıklarının kaldırılması gibi üç adımın atılmasıdır.

Daha sonra yapılacak işler ise, "çapraz bir hukuk denetimi" mantığı içinde demokratik kurum ve kuralların güçlendirilmesi yoluyla demokrasinin yerleştirilmesi çerçevesinde belirlenmelidir.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional