Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

Sayın Figen Yanık ile Yozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe Üzerine Yapılan Söyleşi

Sabah Gazetesi

Tek yazıyla dünyayı değiştirebilirsiniz.

Emre Kongar, gazete yazılarını bir araya getirdiği "Yozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe" adlı kitabında, bu iki alandaki yozlaşmanın ancak ortak bir bilinçle çözülebileceğini vurguluyor.

Öğretim üyesi ve yazar Emre Kongar, Türkiye'de siyaset-medya-ticaret ilişkilerinde yaşanan yozlaşma ve bu üç alanın yeniden yapılanmasına yol açan radikal değişimlerin izinde kaleme aldığı yazılarını bir araya getirdi. Kongar, "Medyadaki yozlaşma sorunları, medyanın kendi iç hesaplaşmaları ve sistemin şeffaflığa doğru gelişme hızı çerçevesinde hallolacak. Birlikte geliştirebileceğimiz ortak bilinç ile bu yozlaşmaya karşı bir güç oluşturabiliriz" diyor.

* Yazılarınızda medya ve Türkçe'yi büyüteç altına alıyorsunuz. Her iki alandaki yozlaşma sürecinde neler gözlemlediniz?

İki ayrı yozlaşma gözlemliyoruz. İkisi üst üste binince tam bir felaket oluyor. Birinci yozlaşma Türkçe yozlaşması. Yazılı basından çok televizyonlarda çok daha egemen bir yozlaşma. Hem Türkçeyi hem cümle yapısını hem teleffuzları bozuyorlar. Yabancı dil egemenliğiyle İngilizcenin yozlaştırması var. Arapça sözcüklerde rastlanan hata çoğul sözcüklere çoğul ekler kullanarak oluyor. Örneğin "Hükümetin icraatları" deniliyor. Halbuki "icraatları" olmaz. İcra zaten tekil, icraat çoğul, icraatlar, lar lar oluyor. Bununla mücadele çok önemli ama başka bir yozlaşma ortaya çıktı. Bütün medyayı pençesine aldı: Siyaset, ticaret ve medya. Tabii buna bürokrasi ve tarikatlar da girerse yani "siyaset-ticaret-medya-bürokrasi-tarikat" yozlaşması gibi bir durum ortaya çıkıyor.

* Gazetecilik mesleğinin saygınlığı da bu yozlaşmadan payını alıyor mu sizce?

Medya mensubu olmak maalesef Türkiye'de politikacılıkla başa baş bir düşüş içinde. Bunun nedeni de genel bir yağma kültürünün hem siyasete hem de medyaya egemen olması. Siyeset ve medya topluma öncülük etmesi gereken iki alan. Okullar çok kötü, resmi egitim kötü, klasik liseler iflas ettiği için imam hatip okulları yaygınlaştı. Klasik eğitim iflas edince medya çok önemli bir rol oynamaya başlıyor. İnsanlar televizyon izleyerek veya gazete okuyarak eğitilir oluyorlar. Zaten kırdan kente göç eden gecekondu ailelerinin önemli bir bölümünde aile çocuklara öncülük yapamıyor. Medya kültürel ve dünyayı yorumlamakta ideolojik öncülüğe sahip. İdeolojik deyince herhangi bir "izm"i kastetmiyorum, dünyada neler olduğunu objektif vermek. Böyle bir görevi var ama bunu yerine getirmiyor. Siyaset de aynı biçimde. "Türkiye hırsızlar ülkesi oldu, politikacısı da böyle oldu" deniliyor. Değil. Hırsızlar hırsız politikacı seçiyor diye bir şey yok.

GELİR ADİL PAYLAŞILMALI

* Politikacıların görev anlayışlarında da bazı değişimler yok mu?

Politikacının görevi önderlik, liderlik. Neye önderlik? Daha iyi bir toplum için daha ahlaklı, daha hızlı kalkınan geliri daha adil paylaşan bir toplum için. Politikacı bu idealini bıraktı, mevcut yapıdan cebimi nasıl doldururumu düşünen bir önderliğe oturdu. Politikacı buna oturunca, medya da böyle bir yozlaşma içine girince en korkunç ittifak oluştu. Yağmacı politikacıyla yağmacı düzenin sözcülüğünü yapan ve ondan kendine pay almak isteyen bir medya ittifakı ortaya çıktı. Dolayısıyla hem medya hem politika fevkalade yıprandı. İşte bunun sonuçlarını 2002 seçimlerinde gördük. Seçmen ortasağ partileri tasfiye etti. Aynı şekilde birçok medya patronu hapse girdi. Bunlar medya ile siyaset arasındaki kirli ilişkileri banka sistemi aracılığıyla geliştirdiler. Bunlar da tasfiye edildi. Şimdi medyada yeni yapılanma tartışmaları var ki kitabımda üzerinde çok durdum.

CİDDİ BİR HUKUK DÜZENİ GEREKİYOR

* "Medyada yeniden yapılanma" düşüncesinde neleri vurguluyorsunuz?

Birinci husus geçmişinde ne kadar büyük hatalar yapmış olsalar da gazetelerin ve televizyonların bu hatalarını kabul edip temiz medya için bir tavır koymuş olmaları. Burada trajikomik bir olay var. Her grup kendisini aklıyor ve rakibi grupları suçluyor. Baktığınız zaman bu grupların hepsinin birbiriyle kavgalı olduğunu ve eleştiriler yönelttiğini görüyorsunuz. Aslında birbirleri hakkında yaptıkları ithamların hepsinin temeli var. Dolayısıyla ciddi bir hukuk düzeninde bu iddiaların üzerine gidilip araştırılması gerekiyor. Fakat orada başka bir tehlike ortaya çıkmaya başladı. Medya içindeki rekabet ilişkileri kirli siyaset ilişkilerine bağlı olarak tekelciliğe yol verir gibi bir tehlike göstermeye başladı. Ben bunu da sakıncalı görüyorum. Yani bütün gruplar yozlaşmıştır bir tek benim grubum iyidir diyen herhangi bir grubun tek başına radyo ve televizyona hakim olması Türkiye'yi mahfeder. Kirli medya ile siyaset ilişkileri ve bunun ittifakı çok kötü bir şey. Türkiye'de şu anda tek umut ışığı rekabetçi anlayışın yani farklı grupların medyada bulunması ve birbirlerine karşı denetim görevini yerine getirmesi.

ÖĞRENCİLER ADLARINI YAZMAYI BİLMİYOR

* Okullarda da öğrencilerin dilbilgisinin durumu çok vahim değil mi? Bilgi dışında dilbilgisinden kaç öğrenciniz sınıfı geçebilir?

Çocuklar daha adlarını soyadlarını doğru dürüst yazmasını bilmiyorlar. Ortaöğretim ve lise tam bir çöküntü halinde. Bunun da en önemli nedenlerinden biri üniversite giriş sınavları. Test sınavına göre hazırlanan sınavlar bütün lise öğrenimini test çözen öğrenci modeline göre şekillendiriyor. Bu modelde de maalesef Türkçe ve edebiyat, kendini ifade yetenekleri gelişmiyor.

* Okur yazarlık düzeyi düşük bir toplumda, gazete ya da televizyonlarda yapılan dil hatalarını vatandaşlar fark edebiliyor mu peki?

Toplumda genel bir yozlaşma olduğunda Türkçe'de de banka sisteminde de o genel yozlaşmaya karşı bireysel çabaların yanıt getirmesi çok zor. Türkçe gibi bir genel dilin yozlaşmasında bireysel çabalar fevkalade önemli. Zaman zaman benim karamsarlığa kapıldığımı itiraf etmeliyim ama bu benim kişilik özelliğimdir. Ben hiç etkisi olmayacağını bile bile tek bir yazıyla bütün dünyayı değiştirebilecekmiş gibi yazıyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 4 Kasım 2019

Valid HTML 4.01 Transitional