ÇAĞDAŞ DEMOKRASİDEN ORTADOĞULU OTORİTER-TOTALİTER REJİME DOĞRU!
 
Dünya ve Türkiye kamuoyu tartışıyor:
"Türkiye'nin dış politika ekseni kaydı mı?"
"Türkiye yönünü Batı'dan Ortadoğu'ya doğru mu çevirdi?"
Bu tartışma, Türkiye'nin Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi'nde
Batılı müttefiklerinden ayrılarak İran'ın yanında yer almasından sonra alevlendi.
Tabii hemen bunun öncesinde de, Gazze'ye yollanan yardım gemisine Türkiye'nin
öncülük etmesi, burada dokuz Türk'ün katledilmesi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
HAMAS'ın sözcülüğüne soyunması tüm dikkatleri Türkiye üzerine çevirmişti.
Şimdi bir de Suriye, Ürdün ve Lübnan'la yeni bir ticaret ve siyaset birliğinin
çekirdeği oluşturuldu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'nin dış politikasında eksen kayması
olduğunu öne sürenleri "Kötü niyetli propagandanın taşeronları" olarak suçladı.
Acaba gerçekten "eksen kayması" yok mu?
Yoksa AKP iktidarı, Türkiye'nin genel yapısı ile birlikte Dünya'daki yerini de mi
değiştiriyor?
Batılı, çağdaş, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye
Cumhuriyeti'ni otoriter-totaliter bir Ortadoğu ülkesine mi dönüştürüyor?
Dış politikadaki dalgalanmalar, AKP'nin Türkiye'yi dönüştürme projesinin
yansımaları mı?
* * *
Dış politikadaki gidiş, içteki yapısal değişimler dikkate alınmadan anlaşılamaz.
Yukardaki soruların yanıtları, ancak sekiz yıllık AKP iktidarı sırasında yaşananlara
bakılarak verilebilir:
AKP, Avrupa Birliği üyeliğini hedefleyerek iktidara gelmiş ve pek çok AKP'li olmayan,
kendilerini "liberal" diye niteleyen kesimlerin desteğini de bu nedenle arkasına almıştı.
Oysa şimdi Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci durdurulmuş, dondurulmuştur.
Türkiye, dış politikada AB hedefinden boşalan yere Ortadoğu'yu oturtmuştur.
Artık, siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkiler Ortadoğu'ya odaklanmıştır.
İçerde, gerek merkezi hükümet, gerek devlet, gerekse belediyeler aracılığıyla,
halkın giyim-kuşam kültüründen yeme-içme kültürüne kadar belirgin bir biçimde
"muhafazakâr" politikalar yürürlüğe konmuş, örneğin artık içki içmek ve içki satın
almak özellikle küçük kentlerde sorun haline gelmiştir.
Yapılan bütün araştırmalar, halkın AKP iktidarı zamanında daha "muhafazakârlaştığını"
göstermektedir.
Giyim-kuşam ve yeme-içme kültürü konusundaki mahalle baskısı bir çok yerde dayanılmaz
hale gelmiştir.
Atatürk, Atatürkçülük, Kemalizm, laiklik, irticayla mücadele gibi kavramlar,
darbecilikle eş anlamlı kullanılmaya ve bu kavramları savunanlar potansiyel suçlu
muamelesi görmeye başlamıştır.
Üniversiteler YÖK aracılığıyla tam bir denetim altına alınmış, bilimsel özgürlük ve
özerklik zedelenmiştir.
Medya, ekonomik ve mali önlemlerle yönlendirilmiş, tam bir yandaş medya kesimi
yaratıldığı gibi, bağımsız kalabilen medya da çok büyük vergi cezalarıyla korkutularak
baskı altına alınmıştır.
Oluşturulan mekanizmalarla, herkes, her an her yerde, izlenmeye, dinlenmeye ve
kaydedilmeye başlanmıştır.
Başlı başına bir "otoriter-totaliter" rejim belirtisi olan bu izleme ve dinleme
kayıtları, kimi zaman hukuk kılıfına uydurularak, kimi zaman bütünüyle yasa dışı
yöntemlerle medyaya sızdırılmaya başlanmış, insanların özel yaşamları diye bir alan
kalmamıştır.
Sadece bu uygulamalar bile Türkiye'nin demokratik rejimden otoriter-totaliter bir
rejime doğru kaydığının bir göstergesidir.
Özel mahkemeler aracılığıyla medya mensupları, aydınlar, öğretim üyeleri, rektörler,
eğitimciler, politikacılar ve hatta yargı mensupları içeri atılmış, bütün baroları
ayağa kaldıran ve protesto bildirileri yayınlanmasına yol açan tartışmalı uygulamalarla
tutukluluk süreleri mahkumiyet infazına dönüştürülmüştür.
Yargı, siyasal iktidarın ve medyanın baskısına açık hale gelmiş, yüksek yargı
organlarını tümüyle siyasetin emrine sokacak öneriler referanduma sunulmuştur.
* * *
Yukarda çok kısaca belirttiğim iç ve dış kaymalar birbirini destekleyen bir
genel politika çerçevesinde uygulanıyor.
En tehlikeli gelişme de, dış politikada öne çıkan dinci çizginin, içte baskı
ögesi olarak kullanılması ve demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altına alınmasında,
medya aracılığıyla işlevsel kılınmasıdır.
Türkiye'nin ekseni çoktan içte de dışta da, çağdaş ve demokratik bir Batılı
ülkeden, Ortadoğulu bir otoriter-totaliter ülkeye doğru kaydı bile...
Ama içteki ve dıştaki bazı aymazlar bunu yeni fark ediyor!