Emre Kongar'ın Resmi* Internet Sitesi


Loading

Kitaplar
   Green Bullet Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar
  Green BulletAydınlanma
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum

Yazılar
  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Green Bullet Kısa Özgeçmiş

Green Bullet Curriculum Vitae (in English)

Green Bullet Güncel Arşivi

Green Bullet Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

1 HİTLER'E KİM BENZİYOR?
 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsmet İnönü'yü Hitler'e benzetmiş.

Hangi İsmet İnönü'yü?

"Tek Parti Dönemi"nden "Çok Partili Demokrasiye" geçen, Recep Tayyip Erdoğan ve onun ağababaları Menderes, Demirel, Özal gibi liderlere iktidar yolunu açan İsmet İnönü'yü!

* * *

"Çok Partili Döneme" geçildikten sonra iktidara gelen sağ partilerin, kendilerini iktidara taşıyan demokratik sisteme ve bu sistemi Türkiye'ye getiren İsmet İnönü'ye olan saldırıları, hem düz mantık, hem de politika mantığı açısından şaşırtıcıdır:

Bilindiği gibi, İsmet İnönü, kendi partisi içindeki büyük muhalefete de karşın ısrarla "Çok Partili Düzene" geçişi savunmuş ve sonunda bunu başarmıştır da.

Aslında İsmet Paşa'ya karşı en büyük muhalefet kendi partisinin içinden geliyordu.

Pek çok CHP yöneticisi "Çok Partili Demokrasiye" geçiş için gerekli koşulların oluşmadığını, bir iktidar değişikliğinin hem ülkenin henüz sağlanmakta olan milli bütünlüğünü hem de yerleşmekte olan Atatürk Devrimleri'ni aksatacağını öne sürüyordu.

İsmet Paşa bu eleştirilere kulaklarını tıkadı.

Tek arzusu, kurdukları yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini, gerçek bir demokratik yapıda sağlamlaştırmaktı.

Cumhuriyet'in, demokratik sistem içinde kurumlaşmasını istiyordu.

Böylece Atatürk'ü, onun devrimlerini tamamlamış olacaktı.

* * *

Ne yazık ki sağ muhalefet, kendisinin var oluş nedeni olan demokrasiyi özümleyemedi.

Demokrat Parti iktidara geldiği zaman demokrasiyi yaygınlaştırmak ve kurumlaştırmak yerine, yozlaştırmayı marifet saydı.

Demokrasinin vazgeçilmez koşulu olan "temel hak ve özgürlükleri" bir yana koyarak, "milli irade" kavramını yozlaştırdı ve "çoğunluk diktatörlüğü" anlayışını geliştirdi.

* * *

Liberal sağ, milliyetçi sağ ve dinci sağ olarak bütün sağ yelpazeyi kendi şemsiyesi altında toplayan DP iktidarı, zamanla dinci söylemleri ve eylemleri destekleyerek ülkeyi bugünlere getiren "sağ kırılmayı" temellendirdi.

Onu izleyen dönemlerdeki en önemli viraj Birinci ve İkinci Milliyetçi Cephe hükümetleri zamanında dönüldü:

Artık Milli Eğitim dinci, güvenlik ise milliyetçi çizgiye kaymıştı.

İşte Özal, askeri darbelerle de desteklenen bu "sağa kayış" oluşumunun bir ürünüydü.

Bütün bu alt yapının üzerine, bu süreç içinde doğan, büyüyen ve güçlenen Fethullah Gülen Cemaati'nin de desteğiyle Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldi.

Gelir gelmez de "Milli irade" çarpıtmasına dayalı "Çoğunluk diktatörlüğü" anlayışını yeniden canlandırdı.

* * *

Şimdi Türkiye'nin değişim süreçlerine soğukkanlı bir biçimde bakarak şu soruya yanıt vermek gerekiyor:

Bir din-tarım imparatorluğunu çağdaş bir devlete dönüştüren ve demokratik rejimi uygulamaya koyan Atatürk ve İsmet PaşaHitler'e benziyor...

Yoksa kendilerine altın tepsi içinde sunulan demokratik süreçlerle iktidara gelip, demokrasiyi otoriter ve totaliter bir rejime dönüştürmeye çalışan sağ liderler mi?


Paylas

  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 6 Şubat 2012