Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

8 Mart 2010

Dünya Kadınlar Günü ve Çarpıtılan Milli İrade Kavramı.

Bugün 8 Mart, "Dünya Kadınlar Günü".

Bütün ezilen, horlanan, ikinci sınıf muamelesi gören, erkeklere göre daha zor iş bulan, daha düşük ücret alan, çalışan, çalışmayan, kentli, köylü, genç, yaşlı tüm kadınlara kutlu olsun!

Türkiye Atatürk Devrimleri sayesinde İslam alemi içinde kadın hakları konusunda tek ve bircik olan son derece seçkin bir yere sahiptir.

Siyaset, yargı, bilim, sanat, edebiyat, çalışma yaşamı alanlarında çok seçkin ve başarılı kadınlarımızla övünüyoruz.

Ama bir de işin içyüzünü onlara sorun:

Bulundukları yere gelmek için ne bedeller ödemişler, ne haksızlıklara uğramışlar ve hâlâ da uğramaktadırlar?

Atatürk Türkiyesi'nin, çağdaş insan hakları bağlamında kadın hakları konusunda eriştiği ve hâlâ da yetersiz olan düzey bile geri çekilmek isteniyor.

Bir yandan sınırlanan ve kısıtlanan insan hakları, bir yandan mahalle baskısı, bir yandan siyasal ve ailevi baskılar, kadınları yeniden ikinci sınıf vatandaş derekesine düşürüyor.

Tabii bütün bu oluşumların arkasında feodal toplum yapısı ve bu yapıyı siyasette ve toplumda istismar eden bir siyasal güç, bu gücün saptırdığı bir "Milli İrade" kavramı var.

İktidara bakarsanız, Milli İrade'nin tek temsilcisi kendileri.

Çünkü ne Anayasa'yı, ne yargıyı, ne de Meclis'teki muhalefeti dikkate alıyor.

Peki Meclis ne denli demokratik?

Milletvekilleri oraya halkın iradesiyle geliyor gibi görünüyorsa da, kim onları gerçekten seçiyor?

Genel Başkan değil mi?

O zaman "Milli İrade" tek bir adamın iradesine indirgenmiş olmuyor mu?

Parti içi demokrasinin olmadığı, milletvekillerinin Genel Başkan'ın iradesiyle seçildiği bir Meclis "Milli İradeyi" ne kadar temsil edebilir?

Üstelik öyle bir Genel Başkan ki, Cumhurbaşkanlığı da denetiminde.

Ayrıca herkes biliyor ki, Yürütme ve Yasama arasındaki "kuvvetler ayrımı" da sadece lafta.

İktidar partisinin Genel Başkanı hem Yasama'ya hem de Yürütmeye zaten hakim.

Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı da denetime girince dışarda bir tek yargı kalıyor.

Şimdi "Anayasa reformu" adı altında o da siyasetin denetimine sokulmak isteniyor.

Üstelik de saptırılmış bir Milli İrade kavramına sığınılarak.

Demokrasi adına, çoğunluk baskısı devreye sokulmak istenerek.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional