Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

3 Kasım 2008

Din ve Siyaset Adaleti Yozlaştırıyor.

Türkiye'de adalet mekanizmasının en önemli sorunu, maddi olanaksızlar ve kadro yokluğudur.

Bina yoktur, bilgisayar yoktur, savcı yoktur, yargıç yoktur, personel yoktur, yoktur oğlu yoktur...

Tabii bu yoklukların sonucu olarak, hem normal mahkemeler hem de temyiz mahkemeleri inanılmaz bir iş yükü altındadır...

"Geç kalmış adalet, adaletsizliktir" sözü sanki Türkiye'deki adalet sistemi için söylenmiştir

Türkiye'deki adalet mekanizmasının "adil" olduğunu iddia etmek en azından dava süreleri açısından çok olanaklı değildir...

Şimdi bütün bunlara ek olarak yeni sorunlar gündeme gelmiş bulunuyor:

1) Avrupa Birliği'ne uyum yasaları yönünde yapılan değişiklikler, sistemi alt üst etmiştir.

Kamuoyu, belli ceza ve infaz düzenlemelerinin suçluları cezalandırmak ve caydırmak yönünde yetersiz olduğunu düşünmektedir.

Güvenlik güçleri, yetkilerinin sınırlandığından ve kısıtlandığından yakınmaktadır; kimi olaylarda, hırsız evin içinde olduğu ve polis kapıya geldiği halde, izin olmadığı için müdahale edilemediği hakkındaki haberler medyada boy göstermektedir.

Kapkaç olaylarındaki önlemler, cezalar, infaz sürelerinin yetersizliği artık ayyuka çıkmıştır.

Belki savcılar ve yargıçlar da yeni sisteme kendilerini yeterince uyarlayamadıkları için, bu sorunlar daha da belirginleşmektedir.

2) Bazı davalarda beraat eden sanıkların yine aynı suçu işleyip çok ağır zararlar verdikleri görülmektedir.

Son günlerde gündeme gelen tecavüz ve cinayet olayları bu türden konulardır.

Özellikle medyada "kasklı tecavüzcü" denilen motosikletli kişinin geçmişte yaptıkları ve bir tecavüz iddiasından beraat etmiş olması kamuoyunu son derce yaralamıştır.

3) Toplumda, yanlış olarak "Namus" veya "Töre" cinayeti diye adlandırılan cinayetlerin, yargı mekanizması tarafından sanki yeterince ciddiye alınmadığı hafifletici nedenlerin çok fazla kötüye kullanıldığı gibi bir izlenim vardır.

4) Özellikle Ergenekon davasında Başbakan'ın "Ergenekon'un savcısı benim" biçimindeki ifadesinin simgelediği bir "siyasal etki" izlenimi doğmuştur toplumda.

Davanın iddianamesindeki tutarsızlıklar, sahteliği resmi organlarca kanıtlanmış belgelerin kullanılışı, sanıkların emniyetteki ve savcılıktaki ifadelerinin derhal bazı yayın organlarına sızdırılarak "servis edilmesi", gözaltı sürelerinin uzunluğu ve bir kişinin gözaltında ölmesi, birkaç kişinin ölümcül hastalığa yakalanması yargı mekanizmasına duyulan güveni büyük ölçüde sarsmıştır.

Sadece bu bile adalet mekanizmasını son derece zedeleyici bir etki yapmaktadır.

5) Son, Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez'in tasallut ettiği kız çocuğu hakkında Adli Tıp kurumunca verilen "Ruh sağlığı bozulmamıştır" raporu ve bu raporun üzerine sanığın tahliyesi, adalet sisteminin işleyişi hakkındaki tüm güveni büyük ölçüde zedelemiştir.

Adli Tıp Kurumu'nda sabıkalı bir takım hekimlerin görev yapması, adalet sistemine olan güveni, medyada yer alan "Bu atamaları kim yapıyor?" sorusuyla yeniden sarsmıştır.

6) Özellikle bu son olay, kamuoyunda, pozitif hukukun yerine dini değerlerin mi geçtiği yönündeki soruları belirginleştirmiş ve İmam Hatiplerde dini yaklaşım eğitimi alan savcı ve yargıçların sisteme nasıl bir etki yaptıkları sorusunu gündeme getirmiştir.

Sonuç olarak, büyük maddi yetersizlikler ve kadro sıkıntılarıyla görev yapmaya çalışan Türk adli sistemi, bir de siyasetin müdahalesi ve desteğiyle, pozitif hukuktan ayrılmış olma, dini değerleri adli sistemin içine sokma, siyasetin emrine girme ve bütün bunların sonucunda, adaletin zedelenmiş olması gibi kuşkularla karşı karşıya kalmıştır.

Bunların düzeltilmesi, toplumsal barışın sağlanması için zorunludur.

Bu düzeltmenin ilk adımları da, ancak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun, kendi bütçesine sahip, özerk bir yapıya kavuşturulması, Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın kurul üyeliğinden çıkarılması ve tüm adli teftiş sisteminin bu kurula bağlanması ile atılabilir.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 18 Mart 2019

Valid HTML 4.01 Transitional